
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
Hamd, Alemlerin Rabbi Allah’a salât ve selâm Efendimiz Hz.Muhammed (s.a.v.) Âl-i Âbası, Ehl-i Beyti üzerine olsun.
***
Türklerin İslamiyet'i benimseme süreci, tarih yazımında uzun süre yalnızca siyasi fetihler ve askeri baskılar çerçevesinde ele alınmıştır.
Oysa bu sürecin ruhunu anlayabilmek için, Emevi iktidarının kıyısında kalmış ve zulme karşı direnen Ehl-i Beyt geleneğine bakmak gerekmektedir.
Türklerin kitlesel İslamlaşması, kılıç gölgesinde değil; mağdur bir peygamber soyunun Orta Asya steplerinde bıraktığı izlerin ışığında gerçekleşmiştir.
Bu çalışma; İmam Zeyd b. Ali'nin ilmi mirası ve oğlu Yahya b. Zeyd'in Horasan'daki faaliyetleri üzerinden Türk-İslam buluşmasının temel dinamiklerini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Tarihsel kaynaklara (Taberî, Ebû'l-Ferec el-İsfahânî, İbnü'l-Esîr) M.Ebu Zehra ,Zahid Kevseri ve güncel akademik çalışmalara (Fuat Sezgin, Zekeriya Kitapçı) dayanan bu inceleme, söz konusu dönemin siyasi ve sosyal bağlamını da değerlendirmektedir.
İslam Hukuk Tarihinde Bir Dönüm Noktası: El-Mecmu'u'l-Fıkhî Ehl-i Beytin dilinden ve orijinal el yazma nüshası günümüze kadar ulaşmış ilahi vahye dayalı İlk İslam hukuku olması bakımından diğer hukuk sistemlerinden üstündür ve temelden onlardan ayrılır.
Müslümanlar tarafından kurulan fıkıh usulü ilminin günümüze ulaşan en eski ve sistematik örneği; Resûlullâh'ın (s.a.v.) torunu, Ehl-i Beyt'in önde gelen alimi İmam Zeyd b. Ali tarafından telif edilen El-Mecmu'u'l-Fıkhî'dir.
Eserin özgün değeri birkaç temel noktada kristalleşmektedir.
Her şeyden önce, ibadet, muamelat ve ukubat konularını belirli bir sistematik içinde düzenleyen ilk İslam hukuku olarak Ehl-i Beytin dilinden yazılı kaynak bir eserdir.
Nitekim M.Ebu Zehra ,San'anî ve Seyyağî gibi klasik kaynaklar, İmam Zeyd'in fıkhın bablarını tespit eden ve bu konularda ilk söz söyleyen alim olduğunu açıkça kaydetmektedir. (San'anî, İmam Zeyd, I/27).
Fuat Sezgin de bu değerlendirmeyi paylaşmakta; eserin İslam hukuk tarihi açısından taşıdığı çığır açıcı öneme dikkat çekmektedir (Sezgin, İmam Zeyd, I/318-319).
Eserin manevi otoritesini pekiştiren bir diğer unsur, bilginin aktarıldığı zincirin bütünlüğüdür.
İmam Zeyd, bu bilgileri babasından (Zeynelabidin), o dedesi İmam Hüseyin'den, o da babası Hz. Ali'den, o da doğrudan Resûlullâh'tan (s.a.v.) nakletmiştir. Bu "altın silsile", eserin hem fıkhi hem de manevi sağlamlığının kanıtıdır.
Eserin El Yazma Nüshası İtalya Müze Kütüphanesinde bulunmakta 1919 yılında Griffini adlı İtalyan şarkiyatçı tarafından İtalyanca baskısı yapılmıştır.
Birer orijinal nüshasının dijital sureti şuan Türkiye de Uluslararası Ehli Beyt Araştırma Derneğinde bulunmaktadır..
Söz konusu kadim metin, Türk ilahiyat tarihinde ilk kez İslam Tarihi akademisyenlerinden Sayın Prof.Dr. İrfan Aycan, Hadis Kürsüsünden Sayın Doc. Dr. Habil Nazlıgül, Din İşleri Yüksek kurulu üyesi Sayın Mehmet Keskin, Prof Dr. Şamil Dağcı Hocalarımızın katkı ve destekleriyle Cesim Zeydanlı ve Dr. Ahmed Bakkar tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir.
Bu tercüme; mezhepler tarihi ve İslam hukuku alanında araştırma yapan akademisyenler ile konuya ilgi duyan geniş okuyucu kitlesi için önemli bir boşluğu doldurmaktadır .
Eser ile ilgili tez ve doktora çalışmaları yapılmış ve günümüzde de yapılmaktadır..
İmam Zeyd b. Ali: Adaletin ve İlmin Simgesi
İmam Zeyd b. Ali (699-740), Zeynelabidin'in oğlu ve Hz. Hüseyin'in torunudur.
Ehl-i Beyt geleneğinin en seçkin alimlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Fıkıh, kelam, tefsir ve hadis ilimlerinde ulaştığı derinlik; döneminin fukahasının büyük çoğunluğunu onun görüşleri etrafında toplamıştır.
Kaynaklarda aktarıldığına göre, "İmam Zeyd b. Ali'nin içinde yaşadığı dönemde fukahanın çoğu onun görüşü üzere idi, ondan sonra da öyle olmuştur." (San'anî, İmam Zeyd, I/50).
İmam Zeyd; ilmi birikiminin yanı sıra, Emevi iktidarının zulmüne karşı aldığı dik duruşuyla da tarihe geçmiştir.
740 yılında Kûfe'de başlattığı kıyam, kısa sürede bastırılmış ve İmam şehit edilmiştir.
Ancak bu şehadeti, Ehl-i Beyt davasının sembolik bir mihenk taşına dönüşmüştür.
İmam Zeyd'in nesli bugün de varlığını sürdürmektedir.
Suriye'de El Emin ailesi ve Amili Dura ailesi,
Türkiye'de Zeydani ailesi, Irak'ta Yasirri ailesi ile Yemen, Necef, Kûfe, Hama ve Musul'da soyu yaşamaktadır.
Türklerin İslamiyet'e Geçişinde Yahya b. Zeyd'in Rolü
Türklerin İslam'a sempatiyle yaklaşmaya başlamalarının arka planında, Emevi devlet aygıtının baskıcı tutumuna karşı Ehl-i Beyt mensuplarına duydukları dayanışma ruhu yatmaktadır.
Bu bağı en somut biçimde vurgulayan şahsiyet ise İmam Zeyd'in oğlu Yahya b. Zeyd'dir.
Horasan Hicreti
Babasının 740'taki şehadetinin ardından Yahya b. Zeyd, ailesinin sancağını devralmış ve Emevi zulmünden kurtulmak amacıyla Türk nüfusunun yoğun olduğu Horasan bölgesine sığınmıştır.
Belh ve Cüzcan gibi merkezlerde bir süre kalan Yahya, Türk toplulukları tarafından büyük bir saygıyla karşılanmış ve korunmuştur.
Bu kabul, yalnızca insani bir dayanışmadan ibaret değildi; aynı zamanda Türklerin Emevi iktidarına karşı duydukları tepkinin somut bir yansımasıydı.
İslam'ın Tebliği ve Adalet İlkesi
Yahya b. Zeyd, Horasan'da yalnızca bir mülteci olarak yaşamamıştır.
İslam'ın adalet, eşitlik ve zulme başkaldırı ilkelerini Türk boylarına bizzat aktarmıştır.
Türkler için İslam; Emevi saraylarının temsil ettiği otoriter bir devlet dini değil, Ehl-i Beyt'in şahsında hayat bulan bir ahlak ve adalet yolu olarak anlam kazanmıştır.
Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı'nın da vurguladığı üzere, Türklerin İslamlaşma sürecinde Ehl-i Beyt sevgisi ve İmam Zeydin evlatları belirleyici bir yer tutmaktadır.
Yahya b. Zeyd'in Şehadeti ve Kalbi Miras
743 yılında Cüzcan'da Emevilerce şehit edilen Yahya b. Zeyd'in ölümü, Horasan'daki Türkler arasında derin bir yas ve kolektif aidiyet duygusu oluşturmuştur.
Taberî'nin titizlikle kaydettiği bir rivayet, bu acının boyutlarını gözler önüne sermektedir:
O yıl Horasan'da dünyaya gelen neredeyse bütün erkek çocuklara "Yahya" ya da "Zeyd" ismi verilmiştir. Bu isim verme geleneği, bir milletin Ehl-i Beyt'e duyduğu sevgi ve vefanın en içten tarihsel ifadesidir.
Yahya'nın şehadeti aynı zamanda önemli bir siyasi kıvılcım işlevi görmüştür.
Türklerin Ebu Müslim Horasani önderliğindeki Emevi karşıtı harekete kitlesel katılımı, büyük ölçüde bu mazlumiyete duydukları tepkiyle açıklanmaktadır.
İbnü'l-Esîr de Yahya b. Zeyd'in Horasan'daki Türkler üzerindeki etkisini teyit eden kayıtlar aktarmaktadır.
Sonuç ve Değerlendirme
Türklerin İslamiyet'e geçişi, salt siyasi ya da askeri bir sürecin sonucu değildir.
Bu büyük dönüşümün özünde; zulme karşı duran, adaleti ön planda tutan ve Resûlullâh'ın soyundan gelen değerli Ehl-i Beyt şahsiyetlerine duyulan derin sevgi ve saygı yatmaktadır.
İmam Zeyd b. Ali, kaleme aldığı el-Mecmu'u'l-Fıkhî ile İslam hukukunun sistemli temellerini atmış; oğlu Yahya b. Zeyd ise bu mirası Horasan'ın bozkırlarına taşımıştır.
Türkler, İslam'ı bir devlet baskısı olarak değil; bu mağdur ve asil ailenin temsil ettiği adalet anlayışı aracılığıyla benimsemiştir.
Bugün Anadolu ve Orta Asya'da yaşayan köklü Ehl-i Beyt sevgisinin, Alevi-Bektaşi geleneğinin ve İslam anlayışındaki adalet vurgusunun tarihsel temelinde, Yahya b. Zeyd'in Horasan'da bıraktığı bu hüzünlü ama onurlu miras yatmaktadır.
El-Mecmu'u'l-Fıkhî'yi Türkçeye kazandırması da bu tarihi köprüyü bugünün okuyucusuna açan önemli bir katkı olarak değerlendirilmelidir.
Ey Alemlerin Rabbi olan Allah’ım! Efendimiz Hazreti Muhammed ’e kusursuz bir salât, selâm, rahmet, bereket, derece ve vesileyi vermeni ve Makamı Mahmud’a ulaştırmanı diliyoruz.
O Nebi ki! onun hürmetine düğümler çözülür, sıkıntılar ve belalar onun hürmetine açılıp dağılır, hacet ve ihtiyaçlar onun hürmeti yerine getirilir, Maksatlara O’nun hürmetiyle ulaşılır, güzel sonuçlar O’nun hürmetiyle elde edilir, O’nun şerefli yüzü hürmetine bulutlardaki yağmur istenilir.
Allah’ım, onun Âl-i ne ve Ehl-i Beytine her göz kırpacak kadar zamanda (her an, her saniye) her nefes alacak zamanda sana malum olan varlıklar adedince salât eyle, Rahmet eyle , bizleri de Onun ve Ehl-i beytinin yolundan ayırma.. Amin.
Cesim ZEYDANLI –ANKARA
ULUSLARARASI EHL-İ BEYT ARAŞTIRMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİ GENEL BAŞKANI
Kaynakça:
Taberî, Muhammed b. Cerîr. Târîhu'r-Rusul ve'l-Mülûk. (Annales). Leiden: Brill, 1879-1901.
Ebû'l-Ferec el-İsfahânî. Makātilü't-Tâlibiyyîn. Thk. Ahmed Sıkr. Beyrut: Dâru'l-Ma'rife, 1987.
İbnü'l-Esîr, İzzüddin. el-Kâmil fi't-Târîh. Beyrut: Dâru Sâdır, 1965.
San'anî, Abdurrezzak. İmam Zeyd b. Ali. C. I. Kahire.
Seyyağî. er-Ravdu'n-nadir. C. I.
Sezgin, Fuat. Geschichte des arabischen Schrifttums (GAS). C. I/3. Leiden: Brill, 1967. s. 318-319.
Kitapçı, Zekeriya. Türkistan'da İslamiyet ve Türkler. Konya: Yeni Kitap Basımevi.
Zehebî, Şemsüddin. Siyer-i Alâmi'n-Nübelâ. C. V. Beyrut: Müessesetü'r-Risale, 1982. s. 390.
el-Mecmu'u'l-Fıkhî. İmam Zeyd b. Ali (a.s.). Türkçe tercüme: Cesim Zeydanlı.
Muhammed Ebu Zehra. İmam Zeyd b. Ali. Kahire. s. 38-39.
Ali Sâmi en-Neşşâr. Neş'etü'l-Felsefeti fi'l-İslam. Kahire: Dâru'l-Maârif, 1965. C. II/147.
Tirmizî. Menâkıb-ı Ali b. Ebî Tâlib. Bkz. San'anî, İmam Zeyd, I/5.
Not. Kaynak gösterilmeden izinsiz kullanılamaz. :5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca eser sahibi, telif hakkı kapsamında; manevi ve mali haklara sahiptir






Şu kitabı çok merak ediyorum; acaba Kur’an ruhuna uygun mu? Uygunsa sosyoekonomik açıdan tabakalaşmaya/sınıflaşmaya izin vermez. Yoksa Kur’an ve sünnete uygun diye yazılan, gerçekte uygun olmayıp tabakalaşmaya/sınıflaşmaya izin veren diğer mezhep anlayışlarınkinden farksız mı? Farklı olacağına dair hiç umudum yok hocam.