BIST 100
13.284,42 -1,67%
DOLAR
48,7779 0,09%
EURO
56,0574 0,03%
GRAM ALTIN
6.865,89 0,94%
BITCOIN
81.472,00 0,46%
FAİZ
40,11 -1,23%
GÜMÜŞ GRAM
103,93 1,69%
GBP/TRY
65,3752 0,21%
EUR/USD
1,1486 0,09%
BRENT PETROL
99,75 -0,86%
ÇEYREK ALTIN
11.225,72 0,94%
  • ANASAYFA
  • GÜNDEM
  • Çaresizliği Sömürenler ve İyilik Maskesi Takan Zalimler

Çaresizliği Sömürenler ve İyilik Maskesi Takan Zalimler

Osman Akdağ Profil

Toplumsal vicdan, adalet ve insan onuru üzerine

İnsanların güçsüz anlarını çıkarına çeviren, güzel değerlerin arkasına saklanarak kötü işler yapan zihniyet; yalnız bireyleri değil, toplumun güven duygusunu da yaralar. Bu yazı, çaresizliğin sömürülmesine karşı vicdanı, hukuku ve dayanışmayı savunmaktadır.

İnsan hayatının en ağır zamanları, ümidinin azaldığı ve kendisini çaresiz hissettiği dönemlerdir. Hastalık, yoksulluk, işsizlik, ailevi sorunlar, yalnızlık, borç veya gelecek kaygısı insanın direncini kırabilir. Böyle günlerde kişi, kendisine uzanacak samimi bir el, içten söylenecek bir söz ve güvenebileceği temiz bir gönül arar.

Fakat ne yazık ki insanların en savunmasız olduğu bu anları fırsata çevirmeye çalışan vicdansızlar da vardır. Onlar yaraya merhem olmak için değil, yarayı daha fazla kanatmak için yaklaşırlar. Yardım edecekmiş gibi görünür, fakat insanın elinde kalan son umudu da almak isterler. Dost gibi konuşur; merhametten, inançtan, vatandan ve milletten söz ederler. Ancak bütün bu değerleri kendi menfaatlerine ulaşmak için kullanırlar.

İnsanın çaresizliğini istismar etmek yalnızca maddi bir haksızlık değildir. Bu davranış, insanın geleceğine, güven duygusuna ve yaşama sevincine yöneltilmiş büyük bir saldırıdır. Çünkü çaresiz durumdaki bir insanın parasını almak kadar onun ümidini çalmak, güvenini yıkmak ve geleceğini karartmak da ağır bir zulümdür.

Çaresizlik Bir Ticaret Kapısı Değildir

Hiçbir insanın acısı, başka bir insan için kazanç kapısı olmamalıdır. Hiçbir annenin gözyaşı, hiçbir babanın geçim sıkıntısı, hiçbir gencin iş arayışı ve hiçbir hastanın şifa ümidi kötü niyetli kişilerin sermayesine dönüşmemelidir.

Bazen insanların karşısına “Seni kurtaracağım” diyerek çıkanlar olur. Bir iş vadederler, tedavi ümidi verirler, borcu kapatacaklarını söylerler, makam ve mevki vaadinde bulunurlar. İnsanların güvenini kazanabilmek için güzel sözler söyler, büyük isimlerin arkasına saklanır ve kendilerini toplumun itibarlı kişileri gibi göstermeye çalışırlar.

Fakat zaman geçtikçe gerçek niyetleri ortaya çıkar. Verdikleri sözleri unuturlar. İnsanların paralarını, emeklerini ve hayallerini alarak ortadan kaybolurlar. Geride ise borçlandırılmış aileler, kırılmış gönüller, dağılan yuvalar ve geleceğe olan güvenini kaybetmiş insanlar bırakırlar.

Bu kişiler yalnızca bir insanı mağdur etmez. Bir ailenin düzenini bozar, çocukların geleceğini etkiler ve toplumdaki güven duygusunu zedelerler. Bir insanın yıllarca çalışarak biriktirdiğini birkaç yalanla elinden almak, emeğe karşı işlenmiş büyük bir ihanettir.

İnsanların çaresizliğini sömürenler bilmelidir ki alın terinin hakkı hiçbir zaman kaybolmaz. Mazlumun ahı sessiz olabilir; fakat o sessizlik adaletin olmadığı anlamına gelmez. İnsanlardan kaçmak mümkündür ama vicdandan, hakikatten ve ilahi adaletten kaçmak mümkün değildir.

Ümitleri Yok Etmek Büyük Bir Zulümdür

Bir insanın cebindeki parayı almak kötülüktür; fakat onun gelecek ümidini elinden almak çok daha ağır bir kötülüktür. Para yeniden kazanılabilir, kaybedilen bir eşya yeniden alınabilir; ancak kırılan güveni ve söndürülen umudu yeniden ayağa kaldırmak her zaman kolay değildir.

Bugün nice genç, güzel vaatlerin peşinden sürüklenmektedir. Onlara kısa yoldan zenginlik, kolay başarı, yüksek makam ve gösterişli bir hayat sunulacağı söylenmektedir. Emek vermeden kazanmanın mümkün olduğuna inandırılan gençler, bir süre sonra kendilerini büyük hayal kırıklıklarının ortasında bulmaktadır.

Bazı kişiler gençlerin heyecanını; bazıları yaşlıların yalnızlığını, hastaların şifa arayışını, işsizlerin iş bulma ümidini ve borçluların kurtulma arzusunu kullanmaktadır. İnsanların hangi yönlerinin zayıf olduğunu araştırıp tam oradan yaklaşırlar. Önce güven verir, sonra o güveni bir silah gibi kullanırlar.

Oysa insan olmak, düşenin elinden tutmayı gerektirir. Muhtaç olana tepeden bakmayı değil, onun onurunu korumayı; yardım ederken reklam yapmayı değil, yapılan iyiliği gizlemeyi gerektirir. Gerçek iyilik, karşılık beklemeden yapılan iyiliktir.

İnsanlara yardım ediyormuş gibi görünerek onların umutlarını kullanan kişi, yaptığı kötülüğü hiçbir güzel sözle örtemez. Çünkü iyilik sözle değil, davranışla anlaşılır. Merhamet meydanlarda sergilenen bir gösteri değil, kimsenin görmediği yerde yerine getirilen bir insanlık vazifesidir.

Vatan ve Millet Sevgisi Menfaat Aracı Yapılamaz

Vatan ve millet sevgisi, insanın taşıyabileceği en şerefli duygulardan biridir. Vatan yalnızca üzerinde yaşadığımız toprak değildir. Vatan; şehitlerin emaneti, geçmişimizin hatırası, çocuklarımızın geleceği ve milletimizin ortak evidir.

Millet ise aynı kaderi paylaşan, aynı bayrağın altında yaşayan ve sevinçte de kederde de birbirine omuz veren büyük bir ailedir. Bu nedenle vatan ve millet kavramları hiçbir kişinin şahsi çıkarına, makam arzusuna veya haksız kazancına alet edilemez.

Ne yazık ki bazı insanlar kötü niyetlerini saklayabilmek için en yüce değerlerimizin arkasına sığınmaktadır. Dillerinden vatanı ve milleti düşürmezler; fakat yaptıkları işlerde milletin hakkını gözetmezler. Bayraktan söz ederler, ancak o bayrağın altında yaşayan insanları mağdur ederler. Adaleti överler, fakat çıkarları söz konusu olduğunda adaleti unutuverirler.

Vatan sevgisi nutuk atmakla değil, milletin malına sahip çıkmakla gösterilir. Vatanseverlik, devletin imkânlarını kişisel çıkar için kullanmamak; yetimin, yoksulun ve ihtiyaç sahibinin hakkını korumaktır. Millet sevgisi insanları birbirine düşürmek değil, onları adalet, kardeşlik ve ortak değerler etrafında birleştirmektir.

Vatan ve millet sözlerini bir maske gibi kullanarak kötü işler yapanlar yalnızca insanları aldatmış olmazlar. Aynı zamanda kutsal değerlerin toplumdaki itibarına da zarar verirler. İnsanların iyi niyetini suistimal ederek yapılan her haksızlık, milletimizin birlik ve beraberliğini yaralayan bir ihanettir.

Kötülük yapan bir kişinin kendisini millî veya manevi kavramlarla süslemesi, yaptığı işi meşru hâle getirmez. Bir insanın alnının secdeye değmesi, eğer eli harama uzanıyorsa onu masum yapmaz. Bayrağın önünde fotoğraf çektirmesi, milletin hakkını yiyorsa onu vatansever kılmaz. Güzel sözler söylemesi, insanları aldatıyorsa onu dürüst yapmaz.

Değerler insanı yüceltir; fakat değerleri istismar edenler hem kendilerini küçültür hem de toplumun inanç ve güven dünyasında büyük yaralar açarlar.

İyilik Maskesinin Arkasındaki Kötülük

Kötülüğün en tehlikeli hâli, kendisini iyilik gibi göstermesidir. Açıkça kötülük yapan insanı tanımak kolaydır. Fakat yüzünde tebessüm, dilinde merhamet, elinde yardım görüntüsü bulunan kötü niyetli kişiyi tanımak zordur.

Bu kişiler önce mağdurun güvenini kazanırlar. Onu dinler, derdini paylaşır gibi görünür ve kendilerini tek kurtuluş yolu olarak sunarlar. Ardından yavaş yavaş onun iradesini zayıflatır, kararlarını yönlendirmeye başlarlar. Bir süre sonra mağdur kişi, kendisine zarar veren insana bile muhtaç olduğuna inandırılır. İşte zulmün en sinsi biçimlerinden biri budur.

Kötü niyetli insanlar çoğu zaman kendilerini toplumun önünde yardımsever, dürüst ve fedakâr olarak tanıtırlar. İyiliklerini anlatmaktan hoşlanırlar. Kaç kişiye yardım ettiklerini, kaç insanın hayatına dokunduklarını sürekli dile getirirler. Ancak görünmeyen tarafta mağdur ettikleri, susturdukları ve hakkını ellerinden aldıkları insanlar vardır.

Unutulmamalıdır ki iyilik reklama muhtaç değildir. Gerçek iyilik insanı incitmez ve minnet altında bırakmaz. Yardım eden el, yardım ettiği insanın başına kakmaz. İyilik insanın onurunu korur; kötülük ise önce insanın onurunu hedef alır.

Bir kimse yaptığı yardımı karşısındaki insanı kontrol etmek, susturmak veya kendisine bağımlı hâle getirmek için kullanıyorsa bunun adı iyilik değildir. Bu, iyilik görüntüsü altında kurulan bir tahakkümdür.

Sessiz Kalmak Kötülüğü Büyütür

Toplum olarak en büyük hatalarımızdan biri, haksızlık karşısında sessiz kalmaktır. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışı, kötülüğün cesaret bulmasına neden olur. Çünkü zalim yalnızca kendi gücünden değil, çevresindeki insanların sessizliğinden de kuvvet alır.

Bir insan mağdur edilirken başımızı çevirdiğimizde aslında kötülüğün büyümesine izin vermiş oluruz. Bugün başkasının kapısını çalan haksızlık, yarın bizim kapımıza da gelebilir. Adalet yalnızca bizim ihtiyacımız olduğunda hatırlayacağımız bir kavram değildir. Adalet herkes için ve her zaman savunulmalıdır.

Ancak haksızlığa karşı çıkarken de adaletli olmak gerekir. Delilsiz suçlama yapmak, iftira atmak ve öfkeyle hüküm vermek başka bir haksızlığa yol açabilir. Bu nedenle hak arayışı hukuk içinde, bilgiye ve sağlam delillere dayanarak sürdürülmelidir.

Zalime karşı durmak, başka bir zulme kapı açmak değildir. Asıl görevimiz gerçeği ortaya çıkarmak, mağdurun hakkını korumak ve suçlu ile suçsuzu birbirinden ayırmaktır. Toplumsal öfke değil, hukukun üstünlüğü hâkim olmalıdır.

Basın, sivil toplum kuruluşları, kamu kurumları ve vicdan sahibi her vatandaş, insanların çaresizliklerinin istismar edilmesine karşı sorumluluk taşır. Özellikle yaşlıların, çocukların, engellilerin, hastaların, işsizlerin ve ekonomik sıkıntı yaşayan ailelerin korunması toplumsal bir görevdir.

İnsanımız Bilinçli ve Tedbirli Olmalıdır

İyi niyetli olmak güzel bir erdemdir; fakat tedbirsiz olmak değildir. İnsanlarımız karşılarına çıkan her parlak söze inanmamalı, gerçek olamayacak kadar büyük vaatlere karşı dikkatli olmalıdır.

Bir kişi kendisini ne kadar güçlü, tanınmış veya itibarlı gösterirse göstersin, söylediği sözler ve yaptığı işler araştırılmalıdır. Resmî belgeler görülmeden, hukuki güvenceler sağlanmadan ve güvenilir kaynaklardan bilgi alınmadan önemli kararlar verilmemelidir.

Özellikle para, iş, yatırım, tedavi, eğitim ve yardım konularında insanlar aceleye zorlanıyorsa orada durup düşünmek gerekir. Korku, baskı veya aşırı ümit kullanılarak verilen kararlar çoğu zaman sağlıklı değildir. “Bu fırsat yalnızca bugün var”, “Kimseye söylemeyin” ve “Bana güvenmeniz yeterli” gibi sözler dikkatle değerlendirilmelidir.

Aileler birbirleriyle daha fazla konuşmalı, gençler yaşadıkları sorunları büyükleriyle paylaşmalı, yaşlılar önemli kararlarında yalnız bırakılmamalıdır. Çünkü dayanışmanın güçlü olduğu yerde dolandırıcıların ve istismarcıların işi zorlaşır.

En Büyük Güç Temiz Bir Vicdandır

İnsanın makamı, parası ve çevresi olabilir. Ancak temiz bir vicdanı yoksa sahip olduğu hiçbir şey ona gerçek bir değer kazandırmaz. Dünya hayatında büyük görünmek, hakikat karşısında büyük olmak anlamına gelmez.

Zalimler bir süre güçlü görünebilirler. İnsanları korkutabilir, gerçekleri saklayabilir ve kendilerini başarılı gösterebilirler. Fakat hiçbir güç sonsuza kadar sürmez. Makamlar geçer, servet tükenir, alkışlar diner ve maskeler bir gün mutlaka düşer.

O gün geriye insanın yaptığı işler kalır. Kimin duasını aldığı, kimin ahına sebep olduğu ortaya çıkar. Bir yetimin gözyaşı, bir annenin feryadı ve hakkı yenmiş bir insanın sessiz duası, dünyadaki bütün sahte güçlerden daha ağırdır.

İnsanın gerçek zenginliği, arkasından söylenen güzel sözlerdir. Gerçek makamı, insanların gönlünde kurduğu yerdir. Gerçek itibarı ise dürüstlüğü, adaleti ve merhametidir.

Son Söz

İnsanların çaresizliğinden yararlanarak hayatlarını karartanlar yalnızca bugünü değil, yarını da çalmaktadır. Bir gencin hayalini yıkmak, bir ailenin birikimini almak, bir hastanın şifa umudunu sömürmek ve bir yaşlının güvenini kötüye kullanmak insanlık onuruna karşı işlenen ağır bir suçtur.

Vatan, millet, inanç, merhamet ve yardım gibi yüce kavramlar hiçbir zalimin maskesi olmamalıdır. Bu değerlerin arkasına saklanarak kötülük yapanlar bilmelidir ki sözlerinin güzelliği, yaptıkları çirkinliği örtemez.

Bizlere düşen görev; mağdurun yanında durmak, haksızlık karşısında susmamak ve adaletin herkes için işlemesini savunmaktır. İnsanları korkutmak yerine bilinçlendirmeli, yalnız bırakmak yerine dayanışmayı güçlendirmeliyiz.

Öyle bir toplum olmalıyız ki hiç kimse çaresizliği yüzünden zalimin eline düşmesin. Hiçbir genç geleceğinden ümidini kesmesin. Hiçbir anne ve baba, çocuklarının yarını için duyduğu endişe nedeniyle kötü niyetli insanların tuzağına sürüklenmesin.

Unutmayalım ki mazlumun duası da ahı da büyüktür. Zulüm ne kadar süslenirse süslensin zulümdür. Hainlik hangi güzel sözün arkasına saklanırsa saklansın hainliktir. İyilik ise gösterişe, alkışa ve yalana ihtiyaç duymaz.

İnsan olmanın şerefi; düşeni ezmekte değil, kaldırmakta; çaresizi kullanmakta değil, korumakta; milletin değerlerini sömürmekte değil, o değerlere sadakatle hizmet etmektedir.

İyilik maskesi takan zalimlerin karşısında en büyük gücümüz; hakikat, hukuk, adalet ve ortak vicdanımızdır.

Yazar ve Yönetmen
Osman Akdağ

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?