
BİR EKONOMİST GÖZÜNDEN EKONOMİK DEĞERLENDİRME
Ekonomi alanında uzmanlaşmış ve piyasaları iyi gözlemleyen ve iyi okuyabilen bir dostum, gündeme dair ekonomik bir değerlendirme yaparak, yaptığı bu değerlendirmeyi tarafımıza göndermiştir. Şimdi gelelim, kıymetli dostumun gündeme dair ekonomik değerlendirmelerine;
DOĞRULARIYLA YANLIŞLARIYLA MEHMET ŞİMŞEK
Mehmet Şimşek’in Haziran 2023’te göreve başlamasından Eylül 2026’ya kadar yaklaşık 3 yıl 3 aylık dönemi üzerinden, siyasi değerlendirme yapmadan, “neyi doğru yaptı, nerede sorun yaşandı, hangi sonuçlar ortaya çıktı?”
Şimşek döneminin temel yaklaşımı şu oldu:
2023 öncesindeki düşük faiz–yüksek kredi–yüksek iç talep modelinden → yüksek faiz–sıkı kredi–mali disiplin–rezerv biriktirme–dezenflasyon modeline geçiş. Haziran 2023’te politika faizi %8,5 idi. 2024 Martında %50’ye çıkarıldı. 2026 Eylül itibarıyla ise %37 seviyesinde. Bu dönüşümün bazı sonuçları oldukça belirgin.
DOĞRU YAPILANLAR
1. Para politikasının yönü değiştirildi. Bence dönemin en önemli yapısal değişikliği bu. 2023’te %8,5 olan politika faizi çok hızlı şekilde yukarı çekildi ve Mart 2024’te %50’ye ulaştı. Amaç: kredi talebini azaltmak, iç tüketimi soğutmak, TL’ye güveni artırmak, döviz talebini azaltmak, enflasyon beklentilerini aşağı çekmek. Bu politikanın ekonomide ciddi bir maliyeti oldu, ama dezenflasyon açısından gerekli görülen yön değişikliğini sağladı.
2. KKM’den çıkış konusunda önemli mesafe alındı. Kur Korumalı Mevduat, 2022-23 döneminde çok büyük bir büyüklüğe ulaşmıştı. Şimşek/TCMB döneminde: KKM’nin cazibesi azaltıldı, TL mevduat teşvik edildi, KKM’den kademeli çıkış sağlandı. Bu önemli çünkü KKM’nin küçülmesi, devletin kur riskini ve gelecekteki potansiyel mali yükünü azaltan bir gelişmeydi. Bu bile başlı başına kendisinden önceki Bakan Nurettin Nebati’nin yarattığı ve bütçe üzerinde çok büyük bir yük olan bir sorunu çözmesi olarak nitelendirilebilir.
3. Rezervlerde ciddi toparlanma sağlandı
Bu dönemin güçlü taraflarından biri. 2023’te rezervlerin çok düşük seviyelere gerilemesi ve piyasaya müdahaleler ciddi bir sorun oluşturuyordu. Sonrasında TCMB rezervleri yeniden biriktirmeye başladı.IMF de 2025 değerlendirmesinde politikaların rezerv tamponlarını güçlendirdiğini ve TL’ye talebin rezervleri desteklediğini belirtiyor.
4. Cari açıkta ciddi iyileşme oldu
Yüksek iç tüketim ve düşük faiz döneminin önemli problemlerinden biri yüksek cari açıktı. Sıkı para politikasıyla: ithalat → iç talep → kredi büyümesi zinciri önemli ölçüde yavaşlatıldı.IMF, cari açığın finanse edilebilir seviyelere geldiğini ve 2025’te yaklaşık %1,3 GSYH düzeyinde olduğunu belirtiyor. Bu, programın önemli başarılarından biri.
5. Maliye politikasında 2025’te belirgin sıkılaşma gerçekleşti. Burada 2024 ile 2025’i ayırmak gerekiyor. IMF’ye göre 2024’te maliye politikası aslında talebi destekledi ve bütçe açığı GSYH’nin yaklaşık %5’i seviyesine çıktı. 2025’te ise belirgin mali sıkılaşma yapıldı. Vergi gelirlerindeki artış ve harcama kontrolüyle Ocak-Kasım döneminde nakit açık/GSYH oranı %4’ten %2,9’a geriledi. Dolayısıyla: 2024 → maliye politikası programın zayıf noktalarından biri. 2025 → belirgin düzeltme diyebiliriz.
PEKİ NEREDE YANLIŞ / SORUNLU GİTTİ?
Burada bence en önemli konu enflasyon.
1. En büyük sorun: Enflasyon beklenenden çok daha yavaş düştü. Programın temel hedefi enflasyonu hızlı biçimde aşağı çekmekti. Fakat gerçekleşme oldukça yüksek kaldı. Örneğin:
Eylül 2024: %49,4
Aralık 2025: %30,9
Ağustos 2026: %31,51
IMF de 2024-25 döneminde dezenflasyon olduğunu kabul etmekle birlikte bunun yavaş gerçekleştiğini belirtiyor. Yani:
Enflasyon düşüyor → evet.
Ama:
Hedeflenen hızda düşüyor → hayır.
Bu, programın en ciddi eksikliği.
2. 2024’te maliye ve para politikası yeterince eş zamanlı olmadı. Burası özellikle önemli. Bir tarafta TCMB: “Faizleri yükseltiyorum, ekonomiyi soğutuyorum" derken, 2024’te kamu maliyesinin toplam talebe katkısı yeterince hızlı azaltılamadı. IMF’nin değerlendirmesi de bunu açık biçimde ortaya koyuyor: 2024’te maliye politikası genişletici oldu; 2025’te ise güçlü biçimde daraltıcı hale geldi. Dolayısıyla programın ilk aşamasında: Para politikası → çok sıkı.
Maliye politikası → aynı hızda sıkı değil gibi bir uyumsuzluk oluştu. Bu da enflasyonun daha hızlı düşmesini zorlaştırmış olabilir.
3. Vatandaş açısından en büyük problem: Reel gelir kaybı makro göstergeler düzelirken, toplumun önemli bir bölümü bunun olumlu sonucunu hemen hissetmedi. Çünkü %100’den %30’a düşen enflasyon fiyatların düşmesi anlamına gelmez.
Örneğin bir ürün:
2023 → 100 TL
2024 → 160 TL
2025 → 210 TL
2026 → 275 TL
olmuşsa enflasyon düşse bile fiyat 210’dan 275’e çıkmaya devam eder. Dolayısıyla vatandaşın yaşadığı, “Enflasyon düşüyor deniyor ama hayat neden ucuzlamıyor?” sorusunun cevabı burada: Enflasyonun düşmesi ile fiyat seviyesinin düşmesi aynı şey değil.
4. Çok yüksek faiz büyümeyi ve yatırımı baskıladı
Politikanın doğal bedeli bu.Politika faizi %50’ye çıkınca: kredi maliyetleri yükseldi, konut kredileri pahalılaştı,işletme sermayesi maliyeti yükseldi, özellikle KOBİ’lerin finansman yükü arttı, iç talep yavaşladı, yüksek mevduat faizleri nedeniyle yatırım iştahı azaldı, mevduat sahipleri yatırım yapıp risk almak yerine sabit getirili mevduatı tercih etti.
2024’ün ikinci çeyreğinde büyüme yalnızca %2,5 oldu; ilk yarı büyümesi %3,8’e geriledi. Bu tamamen “hata” olarak nitelendirilemez; dezenflasyon için ekonomik aktivitenin yavaşlaması beklenen bir sonuçtur. Ama hangi sektörlerin ve hangi gelir gruplarının bu maliyeti taşıdığı önemli bir sorun olarak kaldı.
5. Vergi politikası
Programın önemli kısmı vergi gelirlerini artırmak oldu. Buradaki problem şu: Vergiyi artırarak bütçeyi düzeltmek kısa vadede işe yarayabilir; fakat vergi yükünün kompozisyonu önemlidir. Türkiye’de dolaylı vergilerin yüksek olması nedeniyle tüketici üzerindeki yükün artması: enflasyonu, düşük gelirli kesimin reel gelir kaybını, tüketim maliyetlerini etkileyebiliyor. Bu nedenle daha kalıcı çözüm yalnızca “daha fazla vergi” değil; vergi tabanını genişletmek + kayıt dışılığı azaltmak + doğrudan vergilerin ağırlığını artırmak + harcama kalitesini yükseltmek olurdu.
6. Yapısal reformlar
Bence üç yıllık dönemin en önemli eksiklerinden biri bu. Şimşek programının sadece: faiz + kur + bütçe + rezerv programı olması yeterli değil. Uzun vadede Türkiye’nin: verimlilik, eğitim, teknoloji, katma değerli üretim, işgücü piyasası, enerji bağımlılığı, tarımsal verimlilik gibi alanlarda reformlara ihtiyacı var.
7. Enflasyon hedefleri konusunda güven sorunu oluştu. Programın ilk yıllarında hedefler birkaç kez yukarı revize edildi. Bu da şu soruyu doğurdu: “Piyasa Merkez Bankası’nın ve ekonomi yönetiminin enflasyonu gerçekten kontrol altına alacağına ne kadar inanıyor?”
Bu çok önemli: Çünkü enflasyon sadece faizle düşmez.
Beklenti → ücret → kira → fiyat → kur → beklenti şeklinde bir döngü vardır. Ağustos 2026’da TÜFE hâlâ %31,51. Bu nedenle programın “istikrar” tarafı güçlenmiş olsa da fiyat istikrarı henüz sağlanmış değil. Tüm bu değerlendirmeleri yaparken Dünyanın 2010-2020 yılları arasındaki gibi olmadığını da söylemek lazım ; Ticarette Korumacılık, Jeopolitik Gerilimler, İklim Değişiklikleri, Devam eden Ukrayna – Rusya ve İran – Abd/İsrail savaşları, 2025 yılında ortalama 65 USD seviyesinde olan ham petrol fiyatlarının 2026 yılında savaş sebebiyle yükselmesi 2025 yılında yaşanan don / kuraklık gibi olaylar ekonomi alanındaki olumsuz olarak değerlendirilebilecek hususların oluşmasına etki etti ettiğini de vurgulamak gerekir.
Yukarıda ifade edilen tüm bilgiler ve yorumlar kıymetli dostuma aittir. Değerlendirmeleri için kıymetli dostuma teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Bizim Gözümüzden Ekonomik Değerlendirme
Faizlerin yukarı çekilmesi doğru bir karar değildi. Alınan bu karar tam tersi bir sonuç doğurdu. Dövize olan talep azalmadı. Zaten şu an itibariyle ülkemizde dezenflasyon durumu var.
KKM belli başına alınan en büyük hatadır. Ayrıca ülkemiz açısından çok büyük zararlar verdi.
Evet rezervlerde toparlanma oldu. Fakat hükümet kanadı piyasaya hala müdahale ediyor.
Cari açığı hala kapatamadık. Bununla birlikte ithalat son hızıyla devam ediyor. Vatandaşlarımız maalesef kredilere ulaşamıyor. O yüzden yüz binlerce vatandaşımız ihtiyaçlarını erteliyor.
Ülkemizde özellikle de vergi sisteminde adaletsiz var. Ülkemizde vergiler asıl toplanması gereken kuruluşlardan toplanmıyor.
Enflasyonun düşürülmesi hiç de kolay değildir. Özellikle de günümüzde; enerji, akaryakıt, doğalgaz fiyatlarındaki artışlar, yüksek işçilik ve yüksek maliyetler....
Vatandaşlarımızın aldığı maaşlar yerinde sayarken, giderler sürekli olarak artıyor. Vatandaşlarımız olmayan parayı harcıyor. İnsanlar gelecekteki paraları harcıyor; kredi kartı.
Kredilerin bu kadar yüksek olması insanların yatırım yapmasını engelliyor. Ayrıca yüz binlerce şirket iflas bayrağını çekti. Çünkü şirketler girdi maliyetleri yüzünden zorluklarla karşı karşıya kalıyor.
Vergi artışı kısa vadede karlı bir tutum olsa da, uzun vadede vatandaşlarımıza büyük zararlar veriyor. Vergi artışı demek; fiyat artışları, yani A'dan Z'ye kadar her şeye zam demek. Vatandaşlarımız yüksek vergiler altında ezildi resmen.
Kısacası; Mehmet Şimşek'in göreve geldiğinden beri yaptığı hiçbir uygulama, aldığı hiçbir karar vatandaşlarımızın insan gibi yaşamasına imkan vermedi.
Bundan sonraki süreçte daha iyi bir ekonomik rahatlama düşüncesi beklentisi Nasrettin Hoca'nın göle maya vermesine benzer. Yani tamamen hayal ürünüdür.
Saygılarımla!
Ayhan Yalçın
Gazeteci, Yazar, Stratejist, Köşe Yazarı , Yorumcu, Şair, İşletmeci, Satış Pazarlama Uzmanı, Eğitimci, Danışman, Genel Müdür, CEO, Eski Siyasetçi, 2019 seçimlerinde Kandıra Belediye Başkan Aday Adayı, Sivil Toplum Lideri. (Yalnızca Haddimi Bilirim)


