
Bir anımla söze başlamak istiyorum.
Yıl 2019
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığımız görüşmelerden istediğimiz sonucu alamayınca, Cumhurbaşkanımızın koruma polisleri ve (Pastacı Osman :) "Mustafa") bize, Hatice T. Hanım size yardımcı olamadıysa , Ramazan Bayramı'nda Sayın Cumhurbaşkanı'nın annesi merhume Tenzile Erdoğan'ın kabrini ziyaret edeceğini ve bayram namazının ardından orada kendisiyle görüşme fırsatı bulabileceğimizi dile getirdiler.
Önemli bir meselemiz olduğu için sözde bize bir kıyak geçtiler.
Biz de Karacaahmet Mezarlığı'na gittik.
Merhume Tenzile Erdoğan'ın kabrine yakın bir noktada, Süleyman Cemaatinin lideri Süleyman Hilmi Tunahan'ın kabrinin bulunduğunu gördük. Kabrin başında dua eden bir grup Cemaat dikkatimizi çekti.
Grup, dualarını ettikten sonra yakın mesafede bulunan merhume Tenzile Hanım'ın kabrine yönelerek saygı ile dua ettiler.
O sırada orada görev yapan polislerle biraz sohbet ettik. Bana söyledikleri söz hâlâ aklımda:
“Bakmayın bunların burada dua etmelerine. Bunların bir kısmı dua ediyor, bir kısmı küfür ediyor.”
Açıkçası bir anlam ifade etmemişti bu söz o an için, inanmak istemedim.
Yanımdaki Eşime, “Polisler yine saçmalıyor.” dedim.
Bir süre sonra başka bir grup Süleymancı geldi. İlk grupla aralarında bir gerginlik yaşandı. Bir süre tartıştılar, ardından sustular. Ne olduğunu anlayamadık.
Daha sonra ikinci grup oradan ayrıldı.
Biz de uzun süre beklemekten yorulmuştuk. Taksilere doğru yöneldik.
Taksi Beklerken Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesi hakkında küfürler ediliyordu.
Bu hoşnutsuz durum karşısında şaşırdık ve oradan ayrıldık
2019 yılında yaşadığım olayı o gün sadece bir mezarlıkta yaşanan tatsız bir hadise olarak değerlendirmedim.
Asıl mesele;
Bütün bunlara rağmen bir yapı yıllarca büyüyebiliyorsa, neden daha önce müdahale edilmedi?
FETÖ Tecrübesi Unutuldu
Türkiye bu konuda çok ağır bir tecrübe yaşadı.
FETÖ yapılanması konusunda devletin geç harekete geçtiği, yapılanmanın yıllar içerisinde devletin çeşitli kademelerinde örgütlendiği ve sonunda 15 Temmuz gibi büyük bir felaketin yaşandığı gerçeğini unutamayız.
Bugün aynı hatayı başka yapılarda tekrarlamamak zorundayız.
Devlet aklı, olay büyüdükten sonra operasyon yapmak değil; tehlikeyi büyümeden fark etmektir.
Eğer gerçekten bir yapılanma devlet içerisinde kadrolaşıyorsa, bunun yıllarca büyümesine izin verilmemelidir.
Eğer gerçekten büyük bir mali yapı oluşturuluyorsa, bunun hesabı yıllar sonra sorulmamalıdır.
İşte benim itirazım tam olarak burada:
Hükümet yine çok geç kaldı.
Ekonomi Mi, Güvenlik Mi?
Burada hükümete birkaç açık soru sormak gerekiyor:
Mesele sadece ekonomik ve mali suçlar ise, soruşturmanın sınırları nereye kadar uzanacak?
Mesele bu yapılanmanın ülke açısından güvenlik riski oluşturduğu iddiası ise, varsa silahlı yapılanması nerede?
Devlet kurumlarında kadrolaştığı bilinen bu yapı hangi kurumlarda çoğunlıkta görev yapmaktadır?
Bu Cemaat Üyeleri görevlendirken hangi liyakat sahibi kişilerin haklarını gasp etmiş, elinden alınmıştır?
Bunların tamamı somut deliller üzerinden araştırılmalıdır.
Bu cemaat üyelerinin hangi suç örgütüyle bağlantıları varsa bu bağlantılar araştırılmalıdır.
Aynı şekilde devlet memuru olmak da suç değildir. Fakat göreve getirilişte liyakat yerine örgütsel veya cemaat bağlarının etkili olduğu somut biçimde ortada iken bunların da hesabı sorulmalıdır.
Diyanet ve Cemaatler Meselesi
Burada Diyanet İşleri Başkanlığı açısından da önemli bir tartışma yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Türkiye'de dini hizmetin devlet tarafından nasıl yürütüldüğü ile cemaatlerin toplumdaki rolü birbirinden ayrı düşünülemez.
Benim kanaatim şu:
Daiyanet görevlilerinin bu ülkede hafız yetiştirmediği bilinen bir gerçektir, yüz yıllardır bu cemaatlerin yetişdirdiği hafızlar kadim bu Türk milletinin ölüsünü kefenlediği ve defnettiği gerçeğini göz ardı etmemek gerekir.
Diyanet ile cemaatler arasındaki ilişki yeniden ve çok daha ciddi biçimde ele alınmalıdır.
Çünkü vatandaşın dini bilgi ihtiyacını büyük ölçüde cemaatlerin omuzlarına bırakırsanız, zaman içerisinde farklı dini yorumların birbirleriyle çatışmasının önüne geçmek zorlaşır.
Daha ağır bir gerçekle de yüzleşmemiz gerekiyor.
Farklı cemaatlerin birbirlerini kafirlikle suçladığı örnekleri toplumda zaman zaman görüyoruz.
Oysa hepimiz aynı ülkenin insanlarıyız.
Ve sonunda hepimizin cenazesi aynı toprağa gidiyor.
Bugün cenazelerimizde Kur'an okuyan, cenazeyi yıkayan, musallada namazını kıldıran ve kabre defneden insanların önemli bir bölümünün bu dini yapılardan yetişmiş hafızlar olması da üzerinde düşünülmesi gereken bir gerçektir.
Bu gerçeği görmezden gelerek cemaat meselesine çözüm üretemeyiz.
Devletin Yanında Olmak Ne Demektir?
Vatandaşlarımızı burada önemli bir konuda uyarmak istiyorum.
Bir kişinin dini bir gruba mensup olması da suç değildir.
Ancak silahlı bir eylem, suç işlendiğine dair somut bir durum veya suç unsuru olabilecek bir materyal görülürse, vatandaşın kendi başına müdahale etmek yerine kolluk kuvvetlerine haber vermesi gerekir.
Bugün bunun yolu 112 Acil Çağrı Merkezi - 155-156 Kolluk Kuvvetleri üzerinden bildirimde bulunmak insani bir vatandaşlık görevidir.
Devlete yardımcı olmak budur.
Fakat İktidara Soracağımız Birçok soru
Bugün operasyon yapabilirsiniz.
Gözaltılar gerçekleştirebilirsiniz.
Şirketleri inceleyebilirsiniz.
Para hareketlerini araştırabilirsiniz.
Bunların hepsi hukuk çerçevesinde yapılması gereken işlerdir.
Fakat benim sorum hâlâ aynı:
Bütün bunlar neden yıllar önce yapılmadı?
Eğer bugün konuşulan mali yapı gerçekten yıllardır mevcutsa:
Devlet neden daha önce görmedi?
Kadrolaşmalara neden müdahale edilmedi?:
Silahlı yapılanmalara neden müdahale edilmedi?
İnsanların yıllardır kurumlara yöneltikleri bu ihbarlara duyarsız kalmanın hesabını kim verecek?
Geç Kalmak, Bazen En Büyük Hatanın Kendisidir
Türkiye FETÖ konusunda çok ağır bedeller ödedi.
Bir yapılanmanın yıllarca büyüdükten sonra fark edilmesi, devletin gücünü değil, denetim mekanizmasının zafiyetini tartışmaya açar.
Bu nedenle bugün yapılması gereken sadece operasyon düzenlemek değildir.
Paralar nereye gitti?
Kaynaklar nereden geldi?
Şirketler nasıl büyüdü?
Yurt dışındaki yatırımlar nasıl finanse edildi?
Kamu bağlantıları nelerdir?
Kadrolaşma nasıl gerçekleşti?
Suç örgütü bağlantıları nelerdir?
Ve en önemlisi:
Silahlı yapılanması nerede?
Devlet bunları neden daha önce görmedi?
Bu soruların cevapları ortaya konulmalıdır.
Çünkü vatandaşın devletten beklediği sadece operasyon görüntüsü değildir.
Vatandaş adalet, şeffaflık ve devlet aklı beklemektedir.
Benim kanaatim nettir:
Hükümet, Süleymancılar konusunda çok geç kalmıştır.
Bugün ortaya çıkan iddiaların çoğunluğu geçmiş yıllara dayanıyor, yıllarca denetim görevini yerine getirmeyen mekanizmaların da sorgulanması gereken bir süreçtir.
Çünkü güçlü devlet, tehlike büyüdükten sonra müdahale eden değil, tehlikeyi büyümeden gören devlettir.
2019 yılında Karacaahmet'te yaşadığım o olaydan bugüne sekiz yıl geçti.
Hükümet Süleymancılar operasyonu için neden bu kadar geç kaldı?
Salih KURT
13.08.2026
Dünya Türk Yazarlar Birliği başkanı


