BIST 100
14.113,50 -0,27%
DOLAR
48,4601 0,06%
EURO
56,3290 0,01%
GRAM ALTIN
6.838,68 -0,31%
BITCOIN
78.388,00 -1,05%
FAİZ
39,57 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
102,44 -0,58%
GBP/TRY
65,6138 -0,03%
EUR/USD
1,1614 -0,08%
BRENT PETROL
97,25 1,52%
ÇEYREK ALTIN
11.183,19 -0,29%
İstanbul Parçalı Bulutlu
İstanbul hava durumu
10 °

Bir Öğretmenin Kalbinden Geleceğe Nakşedilen Sevgi

Osman Akdağ Profil

Bir Öğretmenin Kalbinden Geleceğe Nakşedilen Sevgi

 

BİR İNSANIN ADINDA SAKLI IŞIK

Bazı insanlar vardır; onları anlatmaya başladığınızda kelimeler yetmez, cümleler dar gelir, sıfatlar birbiri ardınca sıralansa bile gönlünüzdeki hakikatin ancak küçük bir kısmına dokunabilir. Çünkü onların değeri tek bir meziyetle, tek bir başarıyla yahut tek bir güzel davranışla ölçülemez. Onlar, hayatın her anına ayrı bir anlam katan; varlıklarıyla bulunduğu yeri güzelleştiren insanlardır. Öğretmen Hülya da böylesine seçkin, böylesine zarif bir gönül insanıdır.
Dünyanın en narin, en nazik, en merhametli, en bilgili ve en akıllı insanlarından biridir o. Fakat onu yalnızca bu kelimelerle anlatmak mümkün değildir. Hülya Öğretmen’in kişiliğinde saymakla bitmeyecek yüzlerce güzel haslet bir araya gelir. İncelik onun sesinde, merhamet bakışında, bilgi sözlerinde, sevgi ise bütün davranışlarında görünür. O, insanın kalbine dokunmanın yolunu bilen; bir gönlü incitmekten çekinen ama bir öğrencinin geleceği söz konusu olduğunda bütün zorlukların karşısına dimdik çıkabilen cesur bir öğretmendir.
Onun için öğretmenlik, ders saatleriyle başlayıp zil sesiyle biten bir meslek değildir. Öğretmenlik, bir çocuğun hayatına umutla dokunmak; onun içindeki cevheri fark etmek ve o cevheri sabırla ortaya çıkarmaktır. Öğrencisinin yüzündeki küçük bir tebessüm onun için büyük bir mükâfat, kazandığı her başarı tarifsiz bir bayramdır. Bir öğrencinin “Ben yapabilirim” demesine vesile olmak, Hülya Öğretmen’in gönlünde dünyalara bedeldir.
Çünkü o bilir ki her çocuk, kendisine inanılmasını bekleyen eşsiz bir dünyadır. Kimi çocuk sessizliğinin ardına saklanır, kimi yanlış anlaşılmaktan korkar, kimi de yeteneğini fark edecek bir çift gözü yıllarca bekler. Hülya Öğretmen, işte o bekleyişi gören kişidir. Bir öğrencinin sustuğu yerde kalbinin sesini duyar; düştüğü yerde elinden tutar; yorulduğu yerde ona yeniden yürüyebileceğini hatırlatır.
Onun adı bir sınıfın yoklama listesinde yalnızca “öğretmen” olarak geçebilir; fakat öğrencilerinin gönlünde anne şefkati, abla yakınlığı, kardeş sıcaklığı ve ömür boyu unutulmayacak bir rehberlik olarak yaşar. Öğretmen Hülya, bir unvandan çok daha fazlasıdır: O, karanlıkta yol gösteren bir ışık, ümitsizlikte açılan bir pencere, insan ruhuna güzel sözlerle dokunan bir gönül mimarıdır.

EDEBİYATIN GÖNÜLDE AÇAN ÇİÇEĞİ

Edebiyat, Hülya Öğretmen için yalnızca kitaplarda kalan bilgi değildir. Edebiyat; insanı anlamak, acıyı hissetmek, sevinci çoğaltmak, iyiliğin sesini yükseltmek ve dünyanın bütün renklerini bir gönülde buluşturmaktır. O, öğrencilerine şiirin ölçüsünü öğretirken hayatın ahengini de sezdirir. Bir romanın kahramanını anlatırken insan karakterinin derinliklerini gösterir. Bir hikâyenin son cümlesinde, aslında yeni başlangıçların saklı olduğunu hissettirir.
Onun dersinde kelimeler kuru birer işaret olmaktan çıkar. Her kelime nefes alır, her mısra yüreğe dokunur, her metin insanın kendisine doğru çıktığı bir yolculuğa dönüşür. Öğrencileri, onun sayesinde yalnızca bir şiiri ezberlemez; o şiirin hangi özlemden doğduğunu, hangi yaranın içinden süzülüp geldiğini, hangi umuda yaslandığını anlamaya başlar. Çünkü Hülya Öğretmen, edebiyatı zihne yüklenen bilgiler bütünü olarak değil, kalbe işlenen bir insanlık mirası olarak görür.
Bir çocuğun kelime hazinesini zenginleştirmenin, onun duygu dünyasını da zenginleştirdiğini bilir. Kendini doğru ifade edebilen bir insanın öfkesini şiddete, kırgınlığını nefrete dönüştürmeden anlatabileceğine inanır. Bu sebeple her güzel kelimeyi öğrencisinin ruhuna bırakılmış bir iyilik tohumu gibi görür. Sabırla eker, sevgiyle sular, zamanla filizlenmesini bekler.
Kimi zaman bir şiirin en hüzünlü dizesinde susar ve o sessizliğin de dersin bir parçası olduğunu hissettirir. Çünkü bazı duygular yüksek sesle değil, kalbin içinde anlaşılır. Kimi zaman bir öğrencisinin yazdığı acemi bir cümleyi öyle kıymetli karşılar ki çocuk, ilk defa kendi sesinin değerli olduğuna inanır. Belki o gün bir şair doğmaz; fakat kendine güvenen, duygularını tanıyan ve başka insanların hislerine saygı duyan bir insanın temeli atılır.
Hülya Öğretmen’in edebiyat sevgisi sanat aşkıyla birleşir. Güzel olanı fark etmek, korumak ve çoğaltmak ister. Ona göre sanat, insan ruhunun kabalıktan arınmasıdır. Bir renk, bir çizgi, bir nağme ya da bir mısra; insana yaratılışındaki zarafeti hatırlatır. Bu yüzden öğrencilerini yalnızca sınavlara değil, güzelliği görebilecek bir ömre hazırlar. Onlara bakmayı değil görmeyi, duymayı değil dinlemeyi, konuşmayı değil gönülden söylemeyi öğretir.
Onun sınıfından çıkan her öğrenci büyük bir edebiyatçı olmayabilir; ama bir insanın gözyaşını anlayan, bir ağacın gölgesine şükreden, bir kitabın emeğine saygı duyan biri olabilir. Hülya Öğretmen’in asıl başarısı da budur: Edebiyatı ders olmaktan çıkarıp insan olmanın zarif bir yolu hâline getirmek.

ÖĞRENCİSİNE ANNE, ABLA VE KARDEŞ OLABİLMEK

Bir öğretmen düşünün: Öğrencisinin yüzündeki en küçük değişikliği fark etsin. “İyiyim” diyen bir çocuğun sesindeki kırgınlığı duysun. Başını sırasına eğen öğrencinin yalnızca yorulmadığını, belki de içinde kimseye anlatamadığı bir fırtına taşıdığını sezsin. İşte Hülya Öğretmen, öğrencilerini notlarıyla değil, kalpleriyle tanıyan böyle bir öğretmendir.
O, gerektiğinde anne gibi şefkatle sarar. Bir annenin çocuğunun yarasını gördüğünde duyduğu sızıyı, öğrencisinin üzüntüsünde hisseder. Gerektiğinde abla gibi yanı başında durur; gençliğin kararsız yollarında yargılamadan dinler, incitmeden nasihat eder. Gerektiğinde kardeş gibi samimi olur; aynı sevince güler, aynı heyecana ortak olur. Fakat bütün bu yakınlığın içinde öğretmenliğin vakarını, sorumluluğunu ve adaletini daima korur.
Onun merhameti güçsüzlük değildir. Aksine, bir insanı anlamak için gösterilen büyük bir cesarettir. Her öğrencinin aynı şartlardan gelmediğini, aynı imkânlara sahip olmadığını bilir. Birinin kolayca yaptığı şeyi diğerinin büyük bir mücadeleyle başardığını görür. Bu yüzden yalnızca sonuca bakmaz; çabayı, niyeti ve alın terini de görür. Küçük bir ilerlemeyi bile fark ederek öğrencisine “Senin emeğin kıymetli” der.
Belki bazı öğrenciler evlerinde duymadıkları bir takdir sözünü ilk kez ondan duyar. Belki bir çocuk, geleceğe dair ilk hayalini onun “Sana inanıyorum” cümlesiyle kurar. Belki de hayata küsmek üzere olan bir genç, onun sakin ve merhametli bakışı sayesinde yeniden insanlara güvenmeye başlar. Bir öğretmenin söylediği birkaç kelime, bazen bir ömrün yönünü değiştirir. Hülya Öğretmen bunun sorumluluğunu bilir; kelimelerini seçerken bir kuyumcu titizliği gösterir.
Öğrencisinin hatasını görmezden gelmez; fakat hatayı çocuğun kimliği hâline de getirmez. “Yanlış yaptın” derken “Sen yanlıştan ibaretsin” demez. Düzeltmenin yolunu gösterir, yeniden deneme cesareti verir. Çünkü eğitimin asıl gayesinin korkutmak değil yetiştirmek, utandırmak değil bilinçlendirmek, dışlamak değil kazanmak olduğuna inanır.
Yıllar geçer, sınıflar değişir, okul koridorlarında yeni sesler yankılanır. Ancak bir öğrenci, kendisini gerçekten gören öğretmenini unutmaz. Hülya Öğretmen’in öğrencileri de yıllar sonra onun anlattığı bir şiirden önce, kendilerine nasıl baktığını; bir sınav notundan önce, düştüklerinde nasıl kaldırdığını hatırlayacaktır. Çünkü bilgi zihinde iz bırakır, merhamet ise insanın bütün ömrüne yerleşir.

BAŞARIYI KENDİNDEN ÖNCE ÖĞRENCİSİNDE ARAYAN ÖĞRETMEN

Hülya Öğretmen için başarı, alkışların kendisine yönelmesi değildir. Onun gerçek başarısı, öğrencisinin gözlerindeki ışığın çoğalmasıdır. Bir öğrencisi güzel bir okul kazandığında, bir şiir yarışmasında derece aldığında, ilk kitabını bitirdiğinde ya da yalnızca korktuğu bir engeli aştığında onun yüreğinde tarifsiz bir sevinç doğar. Çünkü o, öğrencisinin başarısını kendi başarısı; mutluluğunu kendi mutluluğu bilir.
Bu, gösterişten uzak ve çok derin bir adanmışlıktır. Tohumu toprağa bırakıp çiçeği kendine mal etmeyen bir bahçıvanın asaleti gibidir. Hülya Öğretmen, verdiği emeğin karşılığını bir teşekkür belgesinde değil, yetiştirdiği insanların güzel davranışlarında arar. Öğrencisi bir gün haksızlık karşısında doğruyu savunursa, yaşlı bir insana yer verirse, bir kitabın sayfasını özenle çevirirse, bir arkadaşının kalbini kırmaktan sakınırsa onun öğretmenlik emeği meyve vermiş demektir.
Başarıyı yalnızca yüksek notlara sığdırmaz. Her çocuğun kabiliyeti, yürüyüşü ve zamanı farklıdır. Kimi sözcüklerle parlar, kimi renklerle konuşur, kimi matematiğin düzeninde kendini bulur, kimi de insanların derdine koşarken gerçek yeteneğini gösterir. Hülya Öğretmen, bütün öğrencileri aynı kalıba sokmak yerine her birinin kendi rengini keşfetmesine yardım eder. Çünkü bir bahçeyi güzel yapan, bütün çiçeklerin aynı olması değil; her birinin kendi rengiyle açmasıdır.
O, çalışkan öğrenciyi takdir ederken geride kalana sırtını dönmez. Tam tersine, en fazla desteğe ihtiyaç duyan çocuğun yanında biraz daha uzun durur. Onun anlayışında eğitim, yalnızca önden gidenlerle yürümek değildir; yorulanı beklemek, düşeni kaldırmak ve geride kimseyi bırakmamaktır. Bu nedenle başarısızlık kelimesini bir hüküm gibi değil, aşılması gereken geçici bir durak gibi görür.
Bir öğrencisinin başarısıyla gururlandığında gözlerinde annelere özgü bir sevinç belirir. Bu sevinçte kibir yoktur; şükür, emek ve dua vardır. “Ben yetiştirdim” demekten ziyade, “Ne güzel yetişiyor” diyebilmenin tevazusu vardır. Çünkü o, öğretmenin çocuğun hayatındaki tek kahraman olmadığını; ailenin, çevrenin ve öğrencinin kendi emeğinin de bu yolculukta payı bulunduğunu bilir.
Hülya Öğretmen’in büyüklüğü, kendi değerini başkalarının önüne geçirmemesindedir. O, öğrencilerini yükselttikçe yükselen; onların yolunu aydınlattıkça ışığı çoğalan bir öğretmendir. Her öğrencinin başarı hikâyesinde onun görünmeyen bir duası, sabırlı bir bekleyişi ve içten bir teşviki vardır.

NARİNLİĞİN İÇİNDEKİ CESARET

Narin olmak, hayata karşı zayıf olmak değildir. Nazik olmak, mücadeleden kaçmak değildir. Hülya Öğretmen’in şahsında zarafet ile cesaret aynı yürekte buluşur. O, bir çiçeğe dokunur gibi incelikle konuşurken öğrencilerinin hakkı, geleceği ve onuru söz konusu olduğunda gözüpek bir mücadele insanına dönüşür.
Çünkü gerçek merhamet yalnızca üzülmekle yetinmez; iyileştirmek için adım atar. Gerçek öğretmenlik yalnızca doğruyu anlatmakla kalmaz; doğrunun yanında durmayı da gerektirir. Hülya Öğretmen, öğrencisinin kabiliyetinin küçümsenmesine, bir çocuğun umudunun kırılmasına veya haksızlık karşısında sessiz kalmasına razı olmaz. Sesini yükseltmeden de güçlü olunabileceğini gösterir. Onun gücü, haklılığındaki sükûnetten ve vicdanındaki kararlılıktan gelir.
Hayat her zaman kolay değildir. Öğretmenin de yorulduğu, üzüldüğü, emeğinin hemen karşılığını göremediği zamanlar olur. Bir cümleyi onlarca kez anlatmak, kırgın bir öğrenciyi yeniden kazanmak, imkânsızlıklar içinde güzellik üretmek sabır ister. Hülya Öğretmen bütün bu zorlukların karşısına mesleğine duyduğu sevgiyle çıkar. Yorgunluğunu öğrencisinin umuduna yük etmez; kendi derdini sınıfın kapısında bırakmaya çalışır.
Onun cesareti, yalnızca büyük mücadelelerde değil, gündelik hayatın küçük tercihlerinde de görünür. Doğru bildiğini nezaketle söylemekte, bir öğrenciden özür dilemek gerektiğinde bunu yapabilmekte, bilmediği bir konuda öğrenmeye açık olmakta büyük bir ahlak vardır. Öğretmenin her şeyi bilen değil, öğrenmeye ömür boyu devam eden kişi olduğunu davranışlarıyla gösterir.
Hülya Öğretmen’in öğrencileri ondan yalnızca cesur olmayı değil, cesareti merhametle taşımayı da öğrenir. Güçlü olmak için kaba olmaya gerek olmadığını; kararlı olmakla kırıcı olmanın aynı şey olmadığını görürler. Bir insanın sesini yükseltmeden sözünü yükseltebileceğini, başkasını küçültmeden hakikati savunabileceğini anlarlar.
İşte bu yüzden onun narinliği bir cam kırılganlığı değil, ipekten örülmüş bir kuvvettir. Rüzgârda zarafetle salınır ama köklerinden vazgeçmez. Öğrencilerine de aynı sırrı fısıldar: “Kalbiniz yumuşak, iradeniz sağlam olsun.” Böylece onların yalnızca başarılı değil; adaletli, vicdanlı ve sağlam karakterli insanlar olarak yetişmesini ister.

SANAT AŞIĞI BİR GÖNÜL

Hülya Öğretmen’in dünyasında sanat, hayatın kenarına konulmuş bir süs değildir; insanı güzelleştiren, kalbi incelten ve ruhu derinleştiren temel bir ihtiyaçtır. O, bir tablonun renklerinde sessiz bir hikâye, bir tezhibin desenlerinde sabrın ihtişamı, bir musikî eserinde gönlün görünmeyen yolculuğunu görür. Sanata bakarken yalnız gözleriyle değil, bütün kalbiyle bakar.
Bu sanat aşkını öğrencilerine de taşımak ister. Onlara güzel yazının yalnızca düzgün cümlelerden ibaret olmadığını, her kelimenin bir ahlakı bulunduğunu anlatır. Bir şiiri okurken sesin ritmini, bir resmi incelerken renklerin dilini, tarihî bir esere bakarken geçmişin emanetini hissettirir. Böylece öğrencileri sanatın insanı kendine, topluma ve yaratılıştaki güzelliğe yaklaştıran bir köprü olduğunu fark eder.
Hülya Öğretmen için sanat, yeteneği olan birkaç kişiye ait ayrıcalıklı bir alan değildir. Her insanın içinde güzeli arayan bir yön vardır. Kimi bunu kalemiyle, kimi sesiyle, kimi çizgisiyle, kimi de güzel bir davranışıyla ortaya çıkarır. Bir çocuğun defterinin kenarına çizdiği küçük bir çiçeği bile küçümsemez; belki o çizginin içinde henüz adı konulmamış büyük bir istidat saklıdır.
Sanatın sabır istediğini bilir. Bir eserin ortaya çıkması için nasıl tekrar tekrar çalışmak gerekiyorsa, insanın karakteri de emekle olgunlaşır. Bu benzerliği öğrencilerine hissettirir: Her yanlış çizgi düzeltilebilir, her eksik cümle yeniden kurulabilir, her insan kendisinin daha güzel bir hâline doğru yürüyebilir. Yeter ki vazgeçmesin, emeğe inansın ve gönlündeki iyiliği korusun.
Onun sınıfında sanat, rekabetin değil paylaşmanın dilidir. Bir öğrencinin güzelliği diğerinin değerini azaltmaz. Aksine, her yetenek sınıfın ortak zenginliğine dönüşür. Hülya Öğretmen, öğrencilerini birbirlerinin eserlerinde kusur aramaya değil, emek görmeye davet eder. Eleştirinin kırmak için değil geliştirmek için yapılması gerektiğini öğretir.
Belki yıllar sonra bir öğrencisi bir sergide güzel bir eserle karşılaşacak ve Hülya Öğretmen’in anlattığı incelik aklına gelecek. Belki bir başkası çocuğuna ilk şiir kitabını alırken onun sesini hatırlayacak. Sanatla kurulan bağ, okul yıllarını aşıp nesilden nesile taşınacaktır. Çünkü sanat aşkıyla yetişen insan, dünyayı yalnız tüketilecek bir yer değil; korunacak, anlamlandırılacak ve güzelleştirilecek bir emanet olarak görür.

SEVDA YÜKLÜ KERVANLARIN BULUŞTUĞU YÜREK

Her insanın hayatında hassas noktalar vardır. Bir hatıra, bir bakış, bir ayrılık, bir kavuşma ya da söylenmemiş bir cümle kalbin en derin yerinde saklanır. Hülya Öğretmen, insan ruhunun bu inceliklerini bilen ve onlara saygıyla yaklaşan biridir. Onun gönlünde sevda yüklü bütün kervanlar, merhametin ve anlayışın menzilinde buluşur.
Sevgi onun için yalnızca güzel zamanlarda söylenen söz değildir. Sevgi, yorulana omuz vermek; konuşamayanı sabırla dinlemek; hata yapanı hakikatten koparmadan yeniden kazanmak; uzakta olanı duayla yakın tutmaktır. O, sevgiyi bir duygu kadar bir sorumluluk olarak da yaşar. Çünkü gerçekten sevmek, karşındaki insanın iyiliğini istemek ve onun gelişmesi için emek vermektir.
Öğrencileri onun bu hâlinden çok şey öğrenir. Arkadaşlığın menfaatle ölçülmediğini, vefanın zaman geçince unutulmamak olduğunu, bir insanın hassasiyetine saygı göstermenin büyük bir erdem sayıldığını görürler. Hülya Öğretmen, her insanın görünmeyen bir yük taşıyabileceğini hatırlatır. Bu nedenle kimseyi dış görünüşüyle, bir anlık davranışıyla veya başkasından duyulan sözlerle yargılamamayı öğütler.
Onun sevgisi disiplinin karşıtı değildir. Sevdiği için doğruları söyler, sorumlulukları hatırlatır, öğrencisinin kendisine zarar verecek bir yola girmesine sessiz kalmaz. Fakat bunu yaparken insan onurunu korur. Kalabalık içinde mahcup etmek yerine yalnızken konuşur; öfkeyle hüküm vermek yerine meseleyi anlamaya çalışır. Böylece öğrenci, sınırların sevgisizlikten değil değer verilmekten doğduğunu anlar.
Hülya Öğretmen’in yanında insanlar kendilerini anlatabilecek güvenli bir yer bulur. Çünkü o dinlerken cevabını hazırlamak için değil, anlamak için dinler. Gözleriyle “Buradayım” der. Bu küçük görünen fakat giderek kaybolan insanlık hâli, bazen en büyük tesellidir. İnsanın kendisini anlaşılmış hissetmesi, yalnızlığının duvarlarında bir pencere açar.
Sevda yüklü kervanların onun yüreğinde buluşması bundandır. O yürek, sevgiyi yalnız kendisi için istemez; çoğalsın, öğrencilerine, ailesine, dostlarına ve bütün insanlara yayılsın ister. Hülya Öğretmen’in sevgisi bir kandil gibidir: Kendi ışığından eksilmeden başka kandilleri tutuşturur. Bir öğrencinin kalbinde yanan iyilik, başka bir insana uzanır; böylece bir öğretmenin sevgisi hiç bilmediği hayatlara kadar ulaşır.

GELECEĞE BIRAKILAN EN KIYMETLİ ESER

Bir öğretmenin eseri yalnızca yazdığı kitap, hazırladığı ders notu veya kazandığı ödül değildir. Onun en büyük eseri, yetişmesine katkı sunduğu insanlardır. Hülya Öğretmen’in emeği de öğrencilerinin karakterinde, sözlerinde, seçimlerinde ve başkalarına gösterdikleri merhamette yaşamaya devam edecektir.
Yıllar sonra okul sıraları boşalacak, tahtadaki yazılar silinecek, zil sesleri uzak bir hatıraya dönüşecektir. Öğrenciler farklı şehirlere, farklı mesleklere ve farklı hayatlara dağılacaktır. İçlerinden biri doktor olacak, bir diğeri mühendis, sanatçı, anne, baba ya da öğretmen… Fakat hayatın bir köşesinde vicdanlarıyla baş başa kaldıklarında Hülya Öğretmen’den öğrendikleri bir değer onlara yol gösterecektir.
Belki bir yönetici karar verirken adaletli olmayı onun dersindeki bir hikâyeden hatırlayacaktır. Belki bir anne çocuğunun yeteneğini küçümsememeyi, vaktiyle kendisine güvenen öğretmeninden öğrenecektir. Belki bir genç, güç durumda olan arkadaşına el uzatırken Hülya Öğretmen’in merhametini örnek alacaktır. İşte öğretmenlik böyle uzun soluklu bir iyiliktir; nerede ve ne zaman meyve vereceği bilinmeyen ama mutlaka geleceğe ulaşan bir emektir.
Hülya Öğretmen öğrencilerine sadece “Ne olacaksınız?” diye sormaz; “Nasıl bir insan olacaksınız?” sorusunu da düşündürür. Çünkü meslek sahibi olmak hayatın yalnızca bir tarafıdır. Bilgili fakat vicdansız, başarılı fakat kibirli, güçlü fakat merhametsiz bir insanın dünyaya bırakacağı iz eksik kalır. O, bilginin ahlakla, başarının tevazuyla, gücün adaletle tamamlanmasını ister.
Bu yüzden onun eğitim anlayışında insanlık daima merkezdedir. Bir öğrencinin sınavdan aldığı not değişebilir; fakat dürüstlük, vefa, edep ve merhamet gibi değerler ömür boyunca ona yön verir. Hülya Öğretmen, bu değerleri kuru öğütlerle değil yaşayışıyla öğretir. Çocuklar söylenen sözlerden çok gördükleri davranışları hatırlar. O da nazikliğiyle, adaletiyle ve çalışkanlığıyla sessiz bir ders verir.
Bir gün öğrencileri geriye dönüp baktıklarında, hayatlarının bir yerinde kendilerine inanan bir öğretmen bulunduğu için şükredeceklerdir. Belki ona ulaşamayacak, belki teşekkürlerini söylemeye fırsat bulamayacaklardır. Fakat yetiştirdikleri çocuklara aynı sevgiyi gösterdiklerinde, işlerini dürüstçe yaptıklarında ve bir gönlü onardıklarında teşekkürleri hayata dönüşecektir. Hülya Öğretmen’in en kıymetli eseri işte bu görünmeyen fakat hiç kaybolmayan iyilik zinciridir.

ÖĞRETMEN HÜLYA’YA GÖNÜLDEN BİR ŞÜKRAN

Öğretmen Hülya’yı anlatmak, yalnızca güzel sıfatları yan yana getirmek değildir. Onu anlatmak; öğretmenliğin fedakârlığını, edebiyatın zarafetini, sanatın sabrını, anneliğin şefkatini ve insan olmanın onurunu aynı metinde buluşturmaktır. Çünkü o, bütün bu güzellikleri karakterinde taşıyan müstesna bir gönüldür.
Onun bilgisi öğrencisine üstünlük kurmak için değil, yol göstermek içindir. Aklı zorlukları büyütmek için değil, çözüm üretmek içindir. Merhameti yalnız üzülmek için değil, bir yarayı iyileştirmek içindir. Sanat aşkı kendisini göstermek için değil, güzelliği çoğaltmak içindir. Narinliği insanlardan uzaklaşmak için değil, onların hassasiyetini incitmeden yaklaşmak içindir.
Hülya Öğretmen, öğrencilerinin ruhuna nakış nakış işlemek istediği bütün güzellikleri önce kendi hayatında taşır. Çünkü insan, sahip olmadığı bir değeri başkasına gerçek anlamda veremez. O, sevgiyi anlattığı kadar sever; sabrı öğrettiği kadar sabreder; emeği övdüğü kadar emek verir. Sözleriyle davranışları arasındaki bu ahenk, öğrencilerinin ona güvenmesinin en büyük sebebidir.
Bir öğretmenin duası, bazen öğrencisinin arkasındaki görünmez kanattır. Hülya Öğretmen de öğrencilerinin yalnız bugünkü dersleri için değil, bütün ömürleri için güzel dilekler taşır. Onların yollarının açık, kalplerinin temiz, kazançlarının helal, dostluklarının vefalı olmasını ister. Başarıya ulaştıklarında kibirlenmemelerini, düştüklerinde ümitlerini kaybetmemelerini, nerede olurlarsa olsunlar insanlıklarını korumalarını diler.
BİR ÖĞRETMENİN ADINA YAZILAN EN GÜZEL ŞİİR

Ne mutlu onun öğrencilerine ki bilgiyi merhametle sunan bir öğretmenin sınıfından geçtiler. Ne mutlu onu tanıyanlara ki nezaketin hâlâ güçlü, sevginin hâlâ öğretici ve sanatın hâlâ iyileştirici olduğunu onun varlığında gördüler. Ne mutlu Hülya Öğretmen’e ki ardında yalnız hatıralar değil, güzel insanlar bırakıyor.
Bugün ona söylenebilecek en içten söz şudur: İyi ki varsınız Hülya Öğretmen. İyi ki edebiyatın engin dünyasını öğrencilerinizin gönlüne açtınız. İyi ki bir çocuğun başarısını kendi başarınız, bir gencin sevincini kendi sevinciniz bildiniz. İyi ki yorulsanız da umudu, kırılsanız da nezaketi, zorlansanız da merhameti terk etmediniz.
Sizin ellerinizde kelimeler çiçeğe, bilgi ışığa, emek geleceğe dönüşüyor. Dokunduğunuz her gönülde sizden bir iz, yetiştirdiğiniz her öğrencide sizden bir güzellik kalıyor. Ve biliyoruz ki gerçek öğretmenler hiç unutulmaz. Adları bazen bir okul koridorunda, bazen eski bir defterin arasında, bazen de doğru bir kararın vicdanında yeniden yankılanır.
Öğretmen Hülya; dünyanın bütün güzel kelimeleri bir araya gelse, sizin bir öğrencinin kalbine bıraktığınız umudu anlatmaya belki yine yetmez. Fakat her öğrencinizin iyi bir insan olarak attığı her adım, sizin adınıza yazılmış en güzel şiir olacaktır. Ömrünüz, emek verdiğiniz bütün gönüllerin duasıyla bereketlensin; yolunuz sanatın zarafeti, edebiyatın ışığı ve öğrencilerinizin başarılarıyla daima aydınlansın.

Osman Akdağ
Yazar, Senarist ve Yönetmen

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?