Reklam
Reklam
BIST 100
11.019,07 0,52%
DOLAR
49,9975 0,04%
EURO
55,9722 0,03%
GRAM ALTIN
6.282,85 -0,90%
BITCOIN
76.902,00 0,25%
FAİZ
39,74 0,38%
GÜMÜŞ GRAM
78,71 -3,00%
GBP/TRY
67,0958 0,05%
EUR/USD
1,1188 0,01%
BRENT PETROL
105,10 1,60%
ÇEYREK ALTIN
10.272,46 -0,90%
Reklam

MEMLEKETİN BEREKETİ, ÜRETEN İNSANIN KIYMETİ…

osman akdağ

Memleketim, insanlarıyla bir başka güzel…

Tarlasında alın teri döken çiftçisiyle, sabahın ilk ışığında hayvanlarının bakımına koşan yetiştiricisiyle, bahçesindeki ağacın dalına evladı gibi dokunan üreticisiyle bambaşka güzel…

Köylüsüyle, ustasıyla, esnafıyla; toprağa tohum, hayata umut bırakan insanlarıyla güzel.

Bir ülkeyi sevmek, onun dağlarına, denizlerine, ormanlarına hayranlık duymakla başlar belki. Fakat gerçek memleket sevgisi, o güzelliklerin nasıl korunacağını ve o topraklarda yaşayan insanların nasıl daha iyi bir hayata kavuşacağını düşünmekle olgunlaşır. Çünkü memleket dediğimiz yer, yalnızca üzerinde yaşadığımız coğrafya değildir. Emeğimizin karşılığını bulduğu, çocuklarımızın geleceğe güvenle baktığı, yaşlılarımızın huzur duyduğu ortak yuvamızdır.

Bu konuda hiç mütevazı olamayacağım: Memleketimizin taşı da toprağı da bizim için kıymetlidir. Ömrümüz boyunca yollarını yürüdüğümüz, suyunu içtiğimiz, mevsimlerini tanıdığımız bu toprakların imkânlarına inanıyorum. Fakat inanmakla yetinemeyiz. Bize düşen, sahip olduğumuz güzellikleri doğru değerlendirmek; bereketi bilgiyle, emeği adaletle, üretimi planla buluşturmaktır.

Çünkü bir ülkenin zenginliği, elindeki imkânlar kadar, o imkânları nasıl kullandığıyla da ilgilidir.

Toprağı tanımak, bereketin ilk şartıdır

Anadolu’nun farklı köşelerinde farklı bir üretim hikâyesi vardır. Bir yerde çay bahçeleri uzanır, bir yerde fındık dalları eğilir. Başka bir yerde zeytin ağaçları, narenciye bahçeleri, üzüm bağları karşılar bizi. Geniş ovalarda hububat yetişir; yaylalarda hayvancılığın, köylerde bahçeciliğin ve nice yerel üretimin izleri görülür.

Bu çeşitlilik büyük bir imkândır. Ancak “Toprağımız var, istediğimizi istediğimiz yerde yetiştiririz” rahatlığına kapılmamalıyız. Her toprağın bir yapısı, her bölgenin bir iklimi, her ürünün ayrı bir ihtiyacı vardır. Suyun yetmediği yerde suyu çok isteyen üründe ısrar etmek, çiftçinin emeğini de memleketin kaynağını da zorlar.

Onun için üretimin başına bilgiyi koymalıyız. Toprak analizi yaptırmayı, doğru tohumu seçmeyi, suyu verimli kullanmayı ve uygun ekim zamanını bilmeyi üretimin doğal bir parçası hâline getirmeliyiz. Çiftçimiz bu hizmetlere kolayca ulaşabilmeli; teknik destek almak için kapı kapı dolaşmamalıdır.

Bir önceki yıl para kazandıran ürüne herkesin aynı anda yönelmesi yerine, bölgenin ihtiyacını ve satış imkânlarını gözeten bir plan kurulmalıdır. Üretici daha tohumu toprağa bırakmadan, karşısında nasıl bir maliyet ve nasıl bir pazar bulunduğunu görebilmelidir.

Bereket, yalnızca çok ürün almak değildir. Toprağı yormadan, suyu tüketmeden, üreticiyi zarara uğratmadan sürdürülebilen kazançtır.

Çiftçinin kazancı, memleketin geleceğidir

Soframıza gelen ekmeğin arkasında uzun bir emek zinciri vardır. Tohumun hazırlanmasından hasada, taşımadan depolamaya kadar pek çok insan çalışır. Biz çoğu zaman yalnızca tezgâhtaki fiyatı görürüz. Oysa o fiyatın gerisinde mazot, gübre, yem, işçilik, bakım ve aylarca süren bekleyiş bulunur.

Üreticinin hesap yapamadığı, emeğinin karşılığını öngöremediği bir düzende kalıcı başarı bekleyemeyiz. İnsan bir yıl zarar eder, ikinci yıl borçlanır; sonunda toprağından uzaklaşmayı düşünür. Kaybettiğimiz yalnızca o yılın ürünü olmaz. Bir ailenin üretim tecrübesi, bir köyün çalışma gücü ve bir çocuğun o mesleğe duyabileceği ilgi de zayıflar.

Bu nedenle desteklerin zamanında, anlaşılır ve erişilebilir olması gerekir. Küçük üretici de hangi imkândan nasıl yararlanacağını bilmeli; başvuru süreçleri onu yıldırmamalıdır. Üretici örgütleri ve kooperatifler ise ortak alım, depolama, işleme ve pazarlama konusunda gerçek fayda sağlamalıdır.

Çiftçinin ürününü değerinde satabilmesiyle tüketicinin uygun fiyatla gıdaya ulaşması birlikte düşünülmelidir. Bunun yolu, üretimden satışa kadar maliyetleri görünür kılmak, kayıpları azaltmak ve ticaretin her aşamasında adaleti gözetmektir.

Alın terinin karşılığı verilmezse, üretim çağrısı eksik kalır.

Yaylanın sesini, ahırın ışığını korumalıyız

Hayvancılık, uzaktan bakıldığında hayvan beslemek gibi görülebilir. İçinde yaşayan bilir: Tatili az, sorumluluğu ağır, dikkati sürekli isteyen bir iştir. Hayvanın bakımını yarına bırakamazsınız. Bayramda da hastalıkta da karda da onun ihtiyacıyla ilgilenmek zorundasınız.

Bu emeğin devamı için yetiştiricinin yalnızca hayvan sayısına odaklanması yeterli değildir. Sağlıklı sürü, uygun barınak, kaliteli yem, düzenli veterinerlik hizmeti ve doğru bakım bir bütün olarak ele alınmalıdır. Meralar korunmalı, otlatma şartları gözetilmeli, yem üretimi bölgesel ihtiyaçlarla birlikte planlanmalıdır.

Yaylalarımızın güzelliğini anlatırken, oralarda üretim yapan insanların hayatını da düşünmeliyiz. Yol, su, elektrik ve iletişim imkânları yetersizse; sağlık hizmetine ulaşmak güçse, genç bir ailenin orada kalmasını yalnızca nasihatle sağlayamayız.

Sütün işlendiği, peynirin güvenle üretildiği, ürünün uygun şartlarda saklandığı ve tüketiciye ulaştırıldığı bir düzen kurmalıyız. Yerel ürünlerin kimliğini koruyarak değer kazanmasını sağlamalıyız.

Ülkemizin ihtiyacını güvenle karşılayabilme hedefi, iyi niyetin yanında düzenli çalışma, verimlilik ve uzun vadeli plan ister.

Gençlerimizi anlamadan çözüm bulamayız

Son yıllarda beni düşündüren meselelerden biri, eğitim ile çalışma hayatı arasındaki bağdır. Üniversite bitiren bir gencin emeğini değerlendirecek iş bulamaması da bir ustanın yanında yetişecek genç bulamaması da üzerinde durmamız gereken sorunlardır.

Elbette gençlerimizin okumasını, kendilerini geliştirmesini isteriz. Fakat başarıyı yalnızca üniversite diplomasıyla ölçtüğümüzde, pek çok yeteneği daha yolun başında değersizleştirmiş oluruz.

Bununla birlikte, bütün sorumluluğu gençlerin üzerine yükleyerek “İş beğenmiyorlar” demek de yeterli değildir. Genç insan çalışacağı yerde güvence, saygı, adil ücret ve ilerleme imkânı arar. Tarımda, sanayide veya bir atölyede çalışmak, ona geleceğini kurabileceği bir hayat sunmalıdır.

Aileler olarak bizim de dilimizi gözden geçirmemiz gerekir. Çocuklarımıza sürekli “Oku da kurtul” dersek, farkında olmadan bazı işleri kurtulunması gereken bir yük gibi göstermiş oluruz.

Oysa el emeğiyle geçinmek saygındır. Ustalık saygındır. Çiftçilik, yetiştiricilik, teknisyenlik saygındır. Her mesleğin içinde bilgi, dikkat ve sorumluluk vardır.

Gençlerimize meslekleri küçümsememeyi öğretirken, o meslekleri insan onuruna uygun şartlara kavuşturmak da bizim görevimizdir.

Sanat ve meslek okullarına yeniden değer vermeliyiz

Benim üzerinde özellikle durduğum konu, sanat ve meslek eğitimidir. Ortaokul çağından itibaren çocuklarımızın yeteneklerini fark etmelerine yardımcı olmalıyız. Bu, onları erken yaşta dar bir yola mecbur etmek anlamına gelmemelidir. Çocuk hem temel eğitimini güçlü almalı hem de farklı işlerle tanışma fırsatı bulmalıdır.

Bir öğrenci toprağa ilgi duyabilir, bir başkası makinelere, bir diğeri tasarıma veya yazılıma… Bu ilgileri keşfetmek için uygulamalı dersler, güvenli atölyeler, okul ziyaretleri ve nitelikli rehberlik hizmetleri geliştirilebilir.

Meslek liselerimiz, öğrencinin isteyerek gittiği ve mezun olduğunda önünü görebildiği okullar olmalıdır. Bunun için güncel araçlarla donatılmış atölyelere, alanını takip eden öğretmenlere ve eğitim sorumluluğunu ciddiye alan işletmelere ihtiyaç vardır.

Staj, öğrencinin ucuz iş gücü olarak kullanıldığı bir dönem olamaz. Genç, yaptığı işin nedenini öğrenmeli; güvenliği korunmalı, emeğine saygı gösterilmelidir. Usta da öğreticilik görevini hakkıyla yerine getirmelidir.

Mesleki eğitim alan gencin yükseköğrenim yolu da açık kalmalıdır. İnsan öğrendikçe ilerleyebilmeli, isterse alanında uzmanlaşabilmelidir.

Bir ülke, iyi yetişmiş mühendisleriyle birlikte, o mühendisliğin uygulamasını güvenle yapabilen ustalarıyla gelişir.

Köyde hayat kurmak mümkün olmalı

Köylerimizin yaşamasını istiyorsak, orada yalnızca üretim şartlarını değil, hayat şartlarını da iyileştirmeliyiz.

Bir anne çocuğunun eğitimini, bir baba ailesinin sağlığını, gençler sosyal hayatlarını ve geleceklerini düşünür. Bunları görmezden gelerek insanlara “Köyünüzde kalın” diyemeyiz.

Kırsalda güçlü internet bağlantısı, düzenli ulaşım, erişilebilir sağlık hizmeti ve nitelikli eğitim önemlidir. Kadınların üretime ve sosyal hayata katılımını kolaylaştıran hizmetler de bu bütünün parçasıdır.

Köylerde kadınların emeği çoğu zaman evin ve üretimin içine dağılır, yeterince görünmez. Oysa bahçede, ahırda, mutfakta ve pazarda büyük bir sorumluluk taşırlar. Kadın üreticilerin eğitime, finansmana ve satış kanallarına erişimi kolaylaşmalıdır.

Gençlerin kurduğu küçük işletmeler, yerel ürün işleme tesisleri ve ortak kullanım atölyeleri desteklenebilir. Ancak her girişim, gerçek ihtiyaca ve sürdürülebilir bir hesaba dayanmalıdır. Sadece kuruluş aşamasında verilen destek yetmez; işletmenin ayakta kalmasına yardımcı olacak danışmanlık da gerekir.

Köyü yaşatmak, orada umutlu bir hayat kurabilmeyi mümkün kılmaktır.

Ürettiğimizi korumalı, değerini artırmalıyız

Bir ürünün tarlada yetişmesi işin çok önemli bir bölümüdür. Fakat hasattan sonra iyi saklanmayan, doğru taşınmayan veya alıcısına ulaşamayan ürünün emeği de kaybolur.

Bu nedenle uygun depolama alanları, soğuk zincir, paketleme ve gıda işleme imkânları geliştirilmelidir. Küçük üreticilerin tek başına karşılayamayacağı yatırımlar, iyi yönetilen ortaklıklarla yapılabilir.

Yöresel ürünlerimizin hikâyesini de doğru anlatmalıyız. Kalitesi korunmuş bir peynir, güvenilir biçimde hazırlanmış bir reçel, özenle paketlenmiş bir fındık veya zeytinyağı, üretildiği yörenin adını taşıyarak değer kazanabilir. Bunun temeli dürüstlüktür. Etikette yazanla paketin içindeki aynı olmalı, tüketicinin güveni korunmalıdır.

İsrafı azaltmak da ortak görevimizdir. Üretimdeki kayıptan evimizde çöpe attığımız ekmeğe kadar her aşamada daha dikkatli olabiliriz. İhtiyacımız kadar almak, ürünü doğru saklamak ve kullanılabilir gıdayı değerlendirmek küçük görünen ama anlamlı alışkanlıklardır.

Gelişmek için ortak bir iradeye ihtiyacımız var

Memleketimizin gelişimi için yapılacak işler birbirinden kopuk düşünülemez. Suyu korumadan tarımı, yem meselesini çözmeden hayvancılığı, eğitimi güçlendirmeden üretimin geleceğini güvenceye alamayız.

Önceliklerimiz açık olmalıdır: Toprağa ve suya göre üretim planlamak; çiftçinin önünü görmesini sağlamak; hayvancılıkta sağlık ve verimliliği geliştirmek; mesleki eğitime itibar kazandırmak; kırsalda hayat şartlarını iyileştirmek; kadınların ve gençlerin girişimlerini desteklemek; ürün kayıplarını azaltmak ve ticarette güveni güçlendirmek.

Üniversitelerimiz de bu çabanın içinde daha görünür olmalıdır. Araştırmanın çiftçinin tarlasında, yetiştiricinin işletmesinde ve sanayicinin üretiminde karşılığı bulunmalıdır. Bilgi, ihtiyaç duyulan yere ulaştıkça değer kazanır.

Kamu kurumları, yerel yönetimler, eğitimciler, üreticiler ve tüketiciler kendi sorumluluğunu üstlenmelidir. Başlanan işlerin sonucu takip edilmeli, işe yaramayan uygulamalar düzeltilmelidir. Kalıcı gelişme, düzenli emek ve hesap verebilirlikle mümkündür.

Ben memleketimin insanına inanıyorum. Sabah karanlığında işine gidenin gayretine, toprağa eğilenin sabrına, bir mesleği öğrenmek için çalışan gencin heyecanına inanıyorum.

Ancak bu inancı karşılıksız bir fedakârlık beklentisine dönüştürmemeliyiz. Çalışanın hakkını vermeli, öğrenmek isteyene yol açmalı, üretmek isteyene güvenilir bir zemin hazırlamalıyız.

Çocuklarımıza bırakacağımız mirasın içinde verimli toprak, temiz su, iyi eğitim ve emeğe duyulan saygı bulunmalıdır. Memleket sevgimizi, günlük kararlarımızda ve yaptığımız işin kalitesinde göstermeliyiz.

Memleketim insanlarıyla bir başka güzel…

O güzelliği yaşatmak için çiftçimizin yüzünü güldürmek, ustamızın bilgisini yeni nesillere aktarmak ve gençlerimize burada bir gelecek kurabileceklerini göstermek zorundayız.

Çünkü bu toprakların bereketi, insanının umuduyla tamamlanır.

Osman Akdağ

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?