Reklam
Reklam
BIST 100
10.759,56 -3,64%
DOLAR
49,9411 0,10%
EURO
55,7452 -0,30%
GRAM ALTIN
6.222,90 -3,56%
BITCOIN
76.980,00 0,26%
FAİZ
39,67 0,43%
GÜMÜŞ GRAM
78,92 -5,74%
GBP/TRY
66,9160 0,04%
EUR/USD
1,1160 -0,18%
BRENT PETROL
111,79 0,51%
ÇEYREK ALTIN
10.174,43 -3,56%
Reklam
  • ANASAYFA
  • BÖLGE
  • Batı Şeria’da işgal politikası derinleşiyor: Uluslararası denetim tartışması büyüyor

Batı Şeria’da işgal politikası derinleşiyor: Uluslararası denetim tartışması büyüyor

Ekran görüntüsü 2026-10-30 195123
WOTJU

İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da askerî kontrol alanlarını genişletmesi, Filistinlilere yönelik yerleşimci saldırıları ve uluslararası gözlemcilerin bölgeye girişinin engellenmesi, yeni bir diplomatik krize yol açtı. İngiliz parlamenterlerin sınır kapısında saatlerce alıkonulmasının ardından İngiltere’nin İsrail’e yönelik ekonomik ve askerî yaptırımları genişletme seçeneği yeniden gündeme geldi. Gazze’deki insani yıkımla birlikte değerlendirilen gelişmeler, Filistin topraklarında kalıcı demografik değişim yaşandığı ve uluslararası denetim imkânlarının daraltıldığı yönündeki endişeleri artırıyor.

İngiliz parlamenterlerin Batı Şeria’ya girişi engellendi

İsrail’in Batı Şeria’ya yönelik giriş kısıtlamaları, Avrupa ülkeleriyle ilişkilerinde yeni bir diplomatik anlaşmazlığın merkezine yerleşti. 26 Ekim’de Ürdün üzerinden Batı Şeria’ya geçmek isteyen İngiliz milletvekilleri Clive Lewis ve Lara Bird ile İskoç Parlamentosu üyesi Kate Nevens’in de aralarında bulunduğu uluslararası heyet, Allenby Köprüsü Sınır Kapısı’nda İsrailli güvenlik görevlileri tarafından durduruldu.

Heyet üyeleri, yaklaşık sekiz saat boyunca sorgulandıklarını ve ardından bölgeye girişlerine izin verilmediğini açıkladı. Filistinli sivil toplum kuruluşlarıyla görüşmek, Birzeit Üniversitesi’ndeki toplantılara katılmak ve zeytin hasadı sırasında saldırılara maruz kalan çiftçilerin durumunu yerinde incelemek amacıyla planlanan ziyaretin engellenmesi, İngiltere Parlamentosunda da gündeme taşındı.

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, konuyu İsrail makamlarıyla görüştüklerini doğrulayarak seçilmiş parlamenterlerin uluslararası görevlerini yerine getirebilmesinin önemine dikkat çekti. İsrail’in İngiltere Büyükelçiliği ise heyet üyelerinin sınır görevlileriyle işbirliği yapmadığını ve ziyaretin amacı hakkında yanlış bilgi verdiğini ileri sürdü. Heyet bu iddiaları kabul etmedi.

Yaşanan olay, Batı Şeria’daki gelişmelerin uluslararası gözlem altında tutulması yönündeki girişimlerle İsrail’in sınır kontrol politikaları arasındaki gerilimi yeniden gündeme getirdi.

Zeytinliklerdeki saldırılar Filistinlilerin geçim kaynaklarını tehdit ediyor

Batı Şeria’daki gelişmelerin önemli boyutlarından birini, Filistinlilerin tarım arazilerine erişiminin zorlaşması ve İsrailli yerleşimcilerin saldırıları oluşturuyor. Ramallah, Nablus ve El Halil başta olmak üzere birçok bölgede zeytinliklerin tahrip edilmesi, hasadın engellenmesi ve tarım ekipmanlarına el konulması, Filistinli çiftçilerin ekonomik yaşamını doğrudan etkiliyor.

Birleşmiş Milletler verilerine göre, 1 Eylül-19 Ekim 2026 tarihleri arasında zeytin hasadıyla bağlantılı 272 yerleşimci saldırısı kaydedildi. Bu olaylarda bir Filistinli hayatını kaybetti, 200 Filistinli yaralandı. Ayrıca 3 bin 200’den fazla zeytin ağacı ve fidan zarar gördü.

Filistin toplumunda zeytincilik, yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda ailelerin toprakla kurduğu tarihsel ve kültürel bağın önemli bir parçası olarak görülüyor. Bu nedenle tarım arazilerine erişimin engellenmesi, üretim kaybının ötesinde kırsal yerleşimlerin geleceğini de tehdit ediyor.

Yerleşimci saldırılarının yanı sıra askerî kontrol noktaları, yol kısıtlamaları ve araziye erişim izinleri de Filistinlilerin günlük yaşamını zorlaştıran unsurlar arasında bulunuyor.

İsrail’in Batı Şeria politikası askerî kontrolün ötesine geçiyor

İsrail’in Batı Şeria’daki uygulamaları, güvenlik operasyonlarının ötesinde toprak kullanımı ve nüfus yapısını ilgilendiren kapsamlı bir mesele olarak değerlendiriliyor. Yerleşim alanlarının genişletilmesi, Filistinlilere ait yapıların yıkılması, kırsal toplulukların yerlerinden edilmesi ve ulaşım hatlarının askerî kontrol altında tutulması, bölgenin coğrafi bütünlüğünü etkiliyor.

İsrail yönetimi uygulamalarını güvenlik gerekçeleriyle savunurken Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları kuruluşları, söz konusu politikaların Filistinlilerin temel haklarını ihlal ettiğini ve zorla yerinden edilme riskini artırdığını belirtiyor.

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in Gazze’deki askerî uygulamaların Batı Şeria’ya da taşınmasını savunan açıklamaları, hükümet içerisindeki sertlik yanlısı yaklaşımın göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor.

Özellikle Doğu Kudüs çevresindeki E1 yerleşim projesi, Filistin yerleşim bölgeleri arasındaki coğrafi bağlantıyı kesme potansiyeli nedeniyle uluslararası itirazlara konu oluyor. Bu gelişmeler, Batı Şeria’da yaşananların yalnızca münferit güvenlik olaylarından ibaret olmadığını, bölgenin gelecekteki siyasi ve demografik yapısını etkileyebilecek uzun vadeli bir dönüşümün söz konusu olduğunu gösteriyor.

İngiltere ekonomik yaptırımların kapsamını genişletmeyi değerlendiriyor

Batı Şeria’daki gelişmeler, İngiltere’nin İsrail politikasında ekonomik yaptırımları daha fazla öne çıkaran bir yaklaşımın gündeme gelmesine neden oldu.

İngiltere, Eylül 2026’da açıkladığı düzenlemeler kapsamında işgal altındaki Filistin topraklarında kurulan yasa dışı yerleşimlerden ürün ithalatının yasaklanmasına ve yerleşim faaliyetlerinden ekonomik kazanç sağlayan kişi ve kuruluşların yaptırım kapsamına alınmasına yönelik adımlar başlattı.

Gündemdeki yeni yaklaşımın yalnızca yerleşim inşaatlarını gerçekleştiren şirketlerle sınırlı kalmaması bekleniyor. Yerleşim ekonomisinde rol oynayan finans kuruluşları, sigorta şirketleri, güvenlik teknolojisi sağlayıcıları ve altyapı işletmeleri de olası yaptırımların kapsamına girebilir.

Böyle bir genişleme, Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetlerinin uluslararası finansman ve ticaret bağlantılarını doğrudan etkileyebilir. Londra yönetiminin önündeki temel mesele ise İsrail’le ekonomik ilişkileri bütünüyle sona erdirmeden, işgal altındaki topraklarda yürütülen faaliyetlerle diğer ticari ilişkiler arasında hukuki ve mali bir ayrım oluşturmak.

Bununla birlikte yaptırımların ne zaman yürürlüğe gireceği, hangi sektörleri kapsayacağı ve mevcut ekonomik anlaşmalara nasıl yansıyacağı henüz tartışma konusu olmaya devam ediyor.

F-35 programı silah ihracatı tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı

İngiltere’nin İsrail’e yönelik silah ihracatı politikası da diplomatik gerilimin önemli başlıklarından biri hâline geldi. İngiltere yönetimi, Gazze’deki askerî operasyonlar nedeniyle bazı silah ihracat lisanslarını askıya almış, Filistin topraklarındaki işgale maddi katkı sağlayabileceği değerlendirilen yeni ihracat başvurularını da reddedeceğini açıklamıştı.

Ancak uluslararası F-35 savaş uçağı üretim ve bakım programında İngiliz şirketlerinin üstlendiği rol, uygulanan kısıtlamaların kapsamına ilişkin tartışmaları sürdürüyor. Çok uluslu tedarik zinciri kapsamında İngiltere’den sağlanan parçaların İsrail tarafından kullanılan savaş uçaklarına ulaşabilmesi, ihracat kısıtlamalarının fiilî etkisini gündeme getiriyor.

Askerî pilot eğitimi ve hava operasyonlarını destekleyen ekipmanlara ilişkin lisanslar da denetim tartışmalarının bir parçasını oluşturuyor.

Londra yönetimi, ihracat izinlerinin sürekli incelendiğini ve işgale maddi katkı sağladığı değerlendirilen lisansların askıya alınabileceğini belirtiyor. İnsan hakları savunucuları ve bazı parlamenterler ise mevcut istisnaların İsrail ordusunun operasyonel kapasitesini dolaylı olarak desteklemeyi sürdürebileceğini savunuyor.

Tartışmanın odağında, silah ihracatına yönelik siyasi kısıtlamaların uluslararası savunma sanayisi anlaşmalarıyla ne ölçüde bağdaştırılabileceği sorusu bulunuyor.

Gazze’deki insani kriz uluslararası baskıyı artırıyor

Batı Şeria’daki gerilim, Gazze’de devam eden ağır insani koşullardan bağımsız değerlendirilmiyor. Uzun süren askerî operasyonların yol açtığı yıkım, sağlık altyapısındaki kayıplar, barınma sorunları ve insani yardıma erişimdeki kısıtlamalar, uluslararası toplumun İsrail üzerindeki baskısını artırıyor.

İngiltere’nin küresel insan hakları yaptırım mekanizmasında yaptığı değişiklikler de insani yardımın engellenmesinden sorumlu olduğu değerlendirilen kişi ve kuruluşlara yönelik mali yaptırımlar açısından yeni imkânlar oluşturuyor.

Gazze’deki sorun yalnızca gıda ve ilaç yardımının ulaştırılmasıyla sınırlı değil. Bölgenin yeniden inşasının hangi siyasi ve güvenlik koşulları altında gerçekleştirileceği de önemli bir tartışma konusu. Konutların, hastanelerin, okulların, su ve elektrik altyapısının yeniden kurulması; uluslararası finansmanın yanı sıra inşaat malzemelerinin ve teknik ekiplerin bölgeye kesintisiz erişimini gerektiriyor.

Bu nedenle insani yardımların geçişine yönelik kısıtlamalar ile Gazze’nin uzun vadeli yeniden inşası birbirinden ayrı ele alınamıyor. İsrail’in güvenlik gerekçeleriyle sürdürdüğü kontroller ve uluslararası kuruluşların engelsiz insani erişim talepleri arasındaki anlaşmazlığın, önümüzdeki dönemde diplomatik müzakerelerin önemli başlıklarından biri olması bekleniyor.

Netanyahu sonrası dönemde de işgal politikası sürebilir

İsrail’deki siyasi gelişmeler ve hükümetin geleceğine ilişkin tartışmalar, Filistin meselesinin yalnızca Başbakan Benjamin Netanyahu’nun siyasi varlığı üzerinden değerlendirilemeyeceğini ortaya koyuyor.

Batı Şeria’daki yerleşimlerin genişlemesi, askerî yönetim uygulamaları ve Filistin topraklarının statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar, farklı İsrail hükümetleri dönemlerinde de devam eden yapısal sorunlar arasında yer alıyor. Bu nedenle olası bir hükümet değişikliğinin tek başına işgal politikalarını sona erdireceğine ilişkin kesin bir değerlendirme yapmak mümkün görünmüyor.

Uluslararası Adalet Divanının Temmuz 2024 tarihli danışma görüşü, İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki varlığının hukuka aykırılığına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş ve diğer devletlerin bu hukuka aykırı durumun sürdürülmesine yardım veya destek sağlamama yükümlülüğüne dikkat çekmişti.

Bu hukuki çerçeve, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinin ticaret, yatırım, silah ihracatı ve diplomatik ilişkiler konusundaki kararlarını daha önemli hâle getiriyor.

Batı Şeria’ya uluslararası parlamenterlerin girişinin engellenmesi ise meselenin yalnızca Filistinlilerin hareket özgürlüğüyle sınırlı olmadığını, uluslararası gözlem ve denetim imkânlarının korunması açısından da kritik bir boyuta ulaştığını gösteriyor.

Önümüzdeki dönemde belirleyici olacak unsur, uluslararası toplumun işgal ve yerleşim politikalarına yönelik açıklamalarının ne ölçüde somut ekonomik, diplomatik ve hukuki adımlara dönüşeceği olacak.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?