BIST 100
14.116,52 -0,25%
DOLAR
48,4602 0,06%
EURO
56,3146 -0,02%
GRAM ALTIN
6.848,71 -0,17%
BITCOIN
78.519,00 -0,89%
FAİZ
39,57 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
102,53 -0,49%
GBP/TRY
65,6052 -0,05%
EUR/USD
1,1612 -0,09%
BRENT PETROL
97,24 1,51%
ÇEYREK ALTIN
11.195,95 -0,18%
İstanbul Parçalı Bulutlu
İstanbul hava durumu
10 °

Yaratılana Hürmet, Yaradan’a Muhabbet

Osman Akdağ Profil

İnsan, aşk, merhamet, vicdan ve bütün canlılara karşı sorumluluk üzerine


SEVGİYE DAİR

İnsan, bu dünyaya yalnız yaşamak için değil; anlamak, paylaşmak, korumak ve sevmek için gelir. Kalbin gerçek zenginliği, sahip olduklarının çokluğunda değil, kaç canlının hayatına huzur kattığında belli olur. Sevgi; insanın içindeki en temiz kaynağı başkasına ulaştırması, kendi varlığını iyiliğe dönüştürmesidir. Bu sebeple insana saygı, Allah’a olan saygının; yaratılanı sevmek ise Yaradan’a duyulan muhabbetin hayattaki en zarif işaretlerinden biridir.

Bu yazı; insanın insana, eşin eşe, anne babanın evlada, dostun dosta, güçlünün zayıfa ve insanın bütün canlılara karşı taşıdığı sorumluluğu anlatmak için kaleme alındı. Sevginin yalnız güzel bir söz değil, vicdanlı bir hayat biçimi olduğunu hatırlatmak; incitmeden yaşamanın mümkün ve gerekli olduğunu söylemek için…

Sevginin İlahi Kaynağı

İnsana saygı, yalnızca toplumsal bir nezaket kuralı değildir; yaratılışa duyulan hürmetin en açık ifadelerinden biridir. Çünkü insan, kendisini var eden kudretin emanetini taşır. Onun yüzünde sevinç kadar kederin, cesaret kadar korkunun, umut kadar yorgunluğun izleri vardır. Bir insana dikkatle bakmak, yalnız dış görünüşünü değil, içinde taşıdığı görünmez dünyayı da fark etmektir. O dünyaya hoyratça girmemek, bir kalbi incitmemek ve bir onuru kırmamak, Yaradan’ın sanatına gösterilen saygının insandaki karşılığıdır.

Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmek, sevgiyi çıkarın dar kalıplarından kurtarır. Böyle bir sevgi, ‘Bana ne verebilir?’ diye sormaz; ‘Onun varlığına nasıl iyilik katabilirim?’ diye düşünür. İnsan, hayvan, ağaç, çiçek, su ve toprak bu bakışta birbirinden kopuk değildir. Hepsi aynı büyük varlık düzeninin ayrı ayrı emanetleridir. Bir dalı gereksiz yere kırmamak, susamış bir hayvana su vermek, yolun üzerindeki karıncaya basmamak için adımını değiştirmek; küçük görünen fakat vicdanın büyüklüğünü gösteren davranışlardır.

Sevginin ilahi kaynağını anlayan kişi, sevgiyi sadece duygu olarak yaşamaz; onu ahlaka dönüştürür. Sözünde yumuşaklık, bakışında merhamet, elinde yardım, kararında adalet bulunur. Çünkü gerçek sevgi, insanın içinde saklanan hoş bir his değil, başkasının hayatında güvene dönüşen bir iyiliktir. Kalpte doğar; dilde incelik, davranışta sorumluluk ve hayatta hizmet olarak görünür.

İnsan Onuruna Saygı

Her insanın dokunulmaz bir haysiyeti vardır. Yaşı, makamı, serveti, eğitimi, görünüşü veya düşüncesi ne olursa olsun, kimse küçültülmeyi hak etmez. İnsan onuruna saygı, yalnız sevdiğimiz ve bize benzeyen kişilere gösterildiğinde eksik kalır. Asıl ölçü; anlaşamadığımız, bize yabancı gelen ya da hayatın kenarında kalmış insanlara nasıl davrandığımızdır. Güçlü olanın zayıfa, bilgili olanın bilmeyene, varlıklı olanın yoksula karşı tavrı, insanlığın gerçek aynasıdır.

Bir insanı dinlemek de ona saygı göstermektir. Çoğu zaman insanlar cevap vermek için dinler; anlamak için değil. Oysa sevgi, acele hüküm vermeden önce durmayı, karşımızdakinin cümlesinin ardındaki yarayı duymayı gerektirir. Bazen öfkenin arkasında korku, suskunluğun arkasında kırgınlık, sertliğin arkasında yıllarca taşınmış bir yalnızlık vardır. Sevgi, yanlış davranışı doğru saymak değildir; insanı hatasından ibaret görmemektir.

Onuru koruyan dil; alay etmez, teşhir etmez, sırrı silah olarak kullanmaz. Bir kişinin zayıf anını kalabalıkların önünde anlatmak, onun gönlünde kapanması güç yaralar açabilir. Buna karşılık bir kusuru örten, nasihati baş başa veren ve karşısındakine yeniden doğrulma imkânı tanıyan insan, merhameti adaletle buluşturur. Toplumun huzuru da tam burada başlar: Herkesin kendisini güvende hissettiği, kimsenin aşağılanma korkusuyla yaşamadığı bir dilde.

Sevgi ve Aşk: İki Kalbin Emaneti

Aşk, iki insanın birbirine güzel sözler söylemesinden daha derin bir bağlılıktır. Sevdiğinin kalbini emanet bilmek, onun sevincini çoğaltırken hüznünü de paylaşmaktır. Aşk yalnız kavuşmanın heyecanı değil; hastalıkta başucunda durmak, yorgunlukta yükü bölüşmek, kaygıda güven vermek ve yıllar geçtikçe birbirinin değişen hâllerine yeniden şefkatle bakabilmektir. Gerçek aşk, zamanın yüzlerde bıraktığı izlerden ürkmez; her çizgide birlikte yaşanmış bir hatırayı görür.

Sevilen insan, sahip olunan bir eşya değildir. Onun iradesine, düşüncelerine, ailesine, emeğine ve kişisel sınırlarına saygı duymak aşkın ahlakıdır. Kıskançlığı sevginin, baskıyı korumanın, kırıcı sözü samimiyetin yerine koymak aşkı yaralar. Sevgi, diğerini kendimize benzetmeye çalışmak değil, onun kişiliğinin gelişmesine güvenli bir alan açmaktır. ‘Benim için değiş’ demekten önce ‘Seni anlamak için ne yapabilirim?’ diyebilmektir.

Bir ömürlük beraberliği ayakta tutan yalnız büyük sözler değildir. Sabah verilen bir selam, yorgun bir yüzdeki hâli fark etmek, teşekkür etmeyi unutmamak, özür dilemeyi küçüklük saymamak ve birlikte edilen bir dua, sevginin günlük ekmeğidir. Aşk, ihmal edildiğinde solan; emek, sadakat ve merhametle sulandığında kök salan bir gönül bahçesidir.

Ailede Sevgi ve Şefkat

İnsan sevgiyi ilk olarak ailede öğrenir. Bir annenin uykusuz gecesi, bir babanın sessiz fedakârlığı, kardeşlerin aynı hatıraya gülümsemesi; çocuğun dünyaya güvenle bakmasını sağlayan ilk derslerdir. Aile kusursuz insanların bir araya geldiği yer değil, kusurların sevgiyle onarıldığı yerdir. Evde kullanılan dil, çocuğun ileride hem kendisine hem başkalarına nasıl davranacağını belirler.

Çocuğu sevmek, her istediğini yapmak değildir. Onun kişiliğini ezmeden sınır koymak, hatasını aşağılamadan göstermek, başarısını başkalarıyla kıyaslamadan takdir etmek gerekir. Her çocuğun hassasiyet noktası farklıdır. Biri yüksek sesten ürker, biri başarısızlık korkusuyla içine kapanır, biri sevgisini dokunarak, diğeri konuşarak hisseder. Sevgi, herkese aynı şeyi vermek değil; her birinin gerçek ihtiyacını fark etmektir.

Yaşlanan anne ve babaya gösterilen sabır ise geçmiş emeğe duyulan vefadır. Yavaşlayan adımlarını acele ettirmemek, tekrar ettikleri sözleri küçümsemeden dinlemek ve yalnızlıklarını paylaşmak, insanın kendi köklerine sahip çıkmasıdır. Bir evde yaşlıya hürmet, çocuğa şefkat, eşler arasında sadakat ve herkesin emeğine teşekkür varsa o evin duvarları yalnız tuğladan değil, merhametten örülmüştür.

Dostluk, Vefa ve Gönüldaşlık

Dostluk, iyi günlerin kalabalığında görünmekten çok, zor günlerin sessizliğinde kalabilmektir. İnsan bazen çözüm değil, yanında kaçmadan duracak bir yürek arar. Dost; nasihat vermeden önce dinleyen, başarı karşısında kıskanmadan sevinen, hata karşısında terk etmek yerine dürüstçe uyaran kişidir. Onun varlığı, insanın kendisini olduğu gibi anlatabildiği güvenli bir limandır.

Vefa, sevginin hafızasıdır. Bir fincan çayın, bir yol arkadaşlığının, dar zamanda uzatılan elin kıymetini unutmamaktır. Menfaat bittiğinde ilişkiyi de bitiren yakınlık, sevgi değil alışveriştir. Gerçek dostluk, mesafeler ve zaman araya girse de gönüldeki yerini korur. Aramayı geciktirmiş olabilir; fakat ihtiyaç duyulduğunda ilk adımı atmaktan çekinmez.

Dostun hassasiyetini bilmek de sevginin inceliğidir. Her gerçeğin her yerde ve her üslupla söylenmeyeceğini anlamak gerekir. Doğru söz, merhametsiz bir dille söylendiğinde yaralayıcı olabilir. Dostluk, hakikati saklamak değil, hakikati kalbin kaldırabileceği bir zarafetle sunmaktır. Çünkü insanın gönlü kapı gibidir; zorla kırılan kapı kapanır, sevgiyle çalınan kapı ise açılır.

Merhamet: Sevginin Ellerimizdeki Hâli

Merhamet, başkasının acısını uzaktan seyretmek değil, o acının azalması için sorumluluk almaktır. Aç olana yemek, susayana su, üşüyene giysi, borçluya kolaylık, hastaya ziyaret, yalnız olana sohbet sunmaktır. Bazen maddi imkânımız sınırlı olabilir; fakat güzel sözün, içten duanın, güler yüzün ve samimi ilginin kapısı her zaman açıktır.

Merhamet acımakla karıştırılmamalıdır. Acımak yukarıdan aşağıya bakabilir; merhamet ise aynı insanlık zemininde diz çöker ve yarayı sarar. Karşısındakinin gururunu incitmeden yardım etmek, verdiğini başa kakmamak, iyiliği gösterişe çevirmemek merhametin edebidir. Sağ elin verdiğini sol ele duyurmama inceliği, yardım alanı borçlu hissettirmeyen bir ruh terbiyesidir.

Merhametin adaletle birlikte yürümesi gerekir. Zulme sessiz kalmak merhamet değildir. Mazlumun hakkını savunmak, haksızlığı durdurmak ve bunu yaparken bile öfkenin insanlığımızı ele geçirmesine izin vermemek gerekir. Sevgi, kötülüğü onaylamaz; kötülüğün çoğalmasını engellerken insanı ıslah ve dönüşüm imkânından da mahrum bırakmaz.

Hassas Kalpleri İncitmemek

Her insanın görünmeyen bir hikâyesi vardır. Kalabalık içinde gülümseyen biri yas taşıyor, sert görünen biri çocukluğundan kalan bir korkuyla savaşıyor olabilir. Bu nedenle davranışlarımızı sadece gördüğümüz ana göre değil, göremediğimiz ihtimalleri de hesaba katarak ölçmeliyiz. Nezaket, karşımızdakinin bütün hikâyesini bilmediğimizi kabul eden bir bilgeliktir.

Kelimeler görünmezdir ama izleri derindir. Bir cümle bir insanın gününü aydınlatabilir; başka bir cümle yıllarca unutulmayacak bir yara bırakabilir. Özellikle çocukların, yaşlıların, hastaların, engellilerin, yoksulların ve yas tutanların kalbine yaklaşırken daha dikkatli olmak gerekir. Şaka adı altında küçümsemek, kişinin bedenini veya yetersizliğini konu etmek, topluluk içinde mahcup etmek sevginin ruhuyla bağdaşmaz.

Hassasiyet, zayıflık değildir. İnce ruhlu olmak; acıyı daha çabuk duymak, güzelliği daha derin fark etmek demektir. Böyle insanların kalbini korumak, toplumun vicdanını korumaktır. Birbirimizin hassas noktalarını öğrenir ve onları tartışmalarda hedef olarak kullanmazsak güven büyür. İnsan, en kırılgan yanını yanında saklamak zorunda olmadığı kişiyi gerçekten sever.

Hayvanata Merhamet

Hayvanlar konuştuğumuz dili kullanmaz; fakat korkuyu, açlığı, susuzluğu, acıyı ve güveni hisseder. Onlara nasıl davrandığımız, gücümüzü nasıl kullandığımızı gösterir. Kendisini savunamayan bir canlıya eziyet etmek, yalnız ona değil insanın kendi vicdanına da zarar verir. Buna karşılık yaralı bir kuşa yardım etmek, kış günü sokağa su ve yem bırakmak, yük hayvanını gözetmek, insanlığın sessiz ibadetlerinden biridir.

Bir karıncayı bile gereksiz yere incitmemek, hayatın küçüğünü büyüğünü ayırmadan kutsal emanet olduğunu kavramaktır. Bazen acelemiz içinde küçücük canlıların varlığını fark etmeyiz. Oysa dikkatle atılan bir adım, insanın merkezde olmadığı; kendisini büyük bir hayat halkasının parçası gördüğü anlamına gelir. Merhamet, yalnız sevimli bulduğumuz hayvanlara değil, bütün canlılara karşı ölçülü ve sorumlu davranmayı gerektirir.

Hayvan sevgisi sadece duygusal yakınlık değildir; bakım, temizlik, beslenme, sağlık ve doğal yaşam alanlarına saygı sorumluluğudur. Bir hayvanı hevesle sahiplenip sonra terk etmek sevgi değildir. Sevgi, can taşıyan her varlığa karşı verdiğimiz sözün arkasında durmaktır.

Nebatat, Ağaç ve Toprak Sevgisi

Toprak sessiz görünür; fakat hayatın büyük bereketini bağrında taşır. Bir tohumun karanlıkta çatlayıp ışığa yönelmesi, insana sabrı ve umudu öğretir. Ağaçlar gölge verir, havayı temizler, kuşlara yuva, insana nefes olur. Onlara yalnız ekonomik değerleriyle bakmak, yaratılışlarındaki büyük hikmeti eksik okumaktır.

Bir ağacı korumak, gelecekte hiç tanımayacağımız insanlara iyilik etmektir. Bugün dikilen fidanın gölgesinde belki biz oturmayacağız; fakat başka çocuklar serinleyecektir. Bu sebeple çevre sevgisi bir zevk değil, nesiller arası adalettir. Suyu kirletmemek, toprağı zehirlememek, israfı azaltmak ve yeşili çoğaltmak sevginin toplumsal sorumluluğa dönüşmesidir.

Çiçeği dalında sevebilmek, güzelliği sahip olmadan da takdir edebilmenin terbiyesidir. İnsan çoğu zaman sevdiğini koparmak, almak ve kendisine ait kılmak ister. Oysa olgun sevgi bazen dokunmadan korur, uzaktan hayranlık duyar ve hayatın kendi düzeninde devam etmesine izin verir. Tabiat bize sevginin hükmetmek değil, uyum içinde yaşamak olduğunu öğretir.

Affetmek, Özür Dilemek ve Yeniden Başlamak

İnsan kusurludur; bu nedenle sevginin olduğu yerde özür ve bağışlama da olmalıdır. Özür dilemek yenilmek değil, ilişkide hakikati nefsin önüne koymaktır. ‘Ama sen de’ demeden sorumluluk almak, verdiğimiz zararı kabul etmek ve aynı hatayı tekrarlamamak için çaba göstermek, samimi özrün şartıdır. Sözle istenen helallik, davranışla desteklenmelidir.

Affetmek ise yaşananı yok saymak veya haksızlığı doğru kabul etmek değildir. Kalbi intikamın ağır yükünden kurtarmaktır. Bazı yaralar hemen kapanmaz; güvenin yeniden kurulması zaman, emek ve açık davranış ister. Sevgi, mağduru aceleyle affetmeye zorlamaz. Ona iyileşmek, sınır koymak ve gerektiğinde mesafe almak hakkını tanır.

Yeniden başlamak, geçmişten ders alarak bugüne temiz bir niyetle bakmaktır. İnsanların değişebileceğine inanmak, ümitsizliğin kapısını kapatır. Fakat bu inanç akılsız bir güven değildir; merhametle tedbiri birlikte taşır. Bağışlama, hem karşıdakine dönüşüm imkânı hem insanın kendi ruhuna huzur sunabilir.

Toplumsal Sevgi ve Kardeşlik

Toplum, birbirini hiç tanımayan insanların da ortak bir vicdanda buluşabilmesiyle güçlenir. Aynı sokakta yürüdüğümüz, aynı suyu içtiğimiz, aynı göğün altında yaşadığımız insanlar arasında selamı, yardımlaşmayı ve güveni çoğaltmak gerekir. Komşusunun açlığını duymayan refah, eksik; ötekinin acısına kapanan mutluluk yarımdır.

Farklılıklar sevgiyi azaltmak zorunda değildir. İnsanların düşünceleri, kültürleri ve hayat tecrübeleri farklı olabilir. Birlik, herkesin aynılaşması değil, herkesin onuruyla ortak iyilikte buluşmasıdır. Tartışırken hakaret etmemek, bir fikri eleştirirken sahibinin insanlığını hedef almamak, toplumsal barışın temelidir. Öfke dili kısa zamanda alkış toplayabilir; fakat uzun vadede kalpleri ve şehirleri yorar.

İhtiyaç sahibini görmek, engellinin hayatını kolaylaştırmak, yetimin başını okşamak, mülteciye ve yolcuya insanlıkla yaklaşmak, emekçinin hakkını zamanında vermek toplumsal sevginin somut hâlleridir. Sevgi yalnız şiirde güzel duran bir kelime değildir; bütçede, yasada, sokakta, okulda, hastanede ve iş yerinde adalete dönüşmelidir.

Dijital Çağda Sevginin Dili

Bugün kelimelerimiz saniyeler içinde binlerce kişiye ulaşabiliyor. Bu imkân, beraberinde büyük bir sorumluluk getiriyor. Ekranın arkasında gördüğümüz kişi de ailesi, korkuları ve umutları olan gerçek bir insandır. Hakaret etmek, dedikodu yaymak, doğrulanmamış bilgiyi paylaşmak ve bir hatayı toplu linçe çevirmek, dijital mesafeyi vicdansızlığa dönüştürür.

Sevginin dijital dili, paylaşmadan önce düşünür; bir görüntünün mahremiyetini, bir haberin doğruluğunu ve bir sözün doğuracağı yarayı hesaba katar. Beğeni uğruna insan onurunu feda etmez. Çocukları, hastaları ve yardıma muhtaç kişileri teşhir ederek iyilik yapmaya çalışmaz. İyiliğin merkezine kendisini değil, yardım edilen kişinin haysiyetini koyar.

Teknoloji bizi birbirimize yaklaştırabilir; fakat gerçek temasın yerini tamamen alamaz. Bir emoji bazen sevgiyi hatırlatır, ama titreyen bir eli tutmanın sıcaklığını taşımaz. Bu yüzden çevrim içi ilgiyi gerçek hayattaki sorumlulukla tamamlamak gerekir. Aramak, ziyaret etmek, yüz yüze dinlemek ve gerektiğinde yükü omuzlamak, sevginin bedene bürünmüş hâlidir.

Sevginin Önündeki Engeller

Kibir, sevginin önündeki en büyük duvarlardan biridir. Kendisini herkesten üstün gören insan, başkasının değerini görmekte zorlanır. Haset, başkasının mutluluğundan rahatsız olur; öfke, tek bir yanlış yüzünden bütün iyilikleri unutturur; menfaat ise ilişkiyi hesaba dönüştürür. Sevgi bu duvarları tevazu, şükür, sabır ve kanaatle aşar.

Önyargı da insanı tanımadan mahkûm eder. Bir kişinin memleketi, mesleği, kıyafeti ya da ekonomik durumu hakkında peşin hüküm vermek, onun gerçek hikâyesine kapıyı kapatmaktır. Sevgi, herkese sınırsız güvenmek değildir; fakat hiç kimseyi tanımadan değersiz saymamaktır. İnsanları etiketlerin değil, davranışlarının ışığında değerlendirmek daha adil bir yoldur.

Bencillik, sevgiyi yalnız kendi ihtiyaçlarımızın hizmetçisi yapmak ister. Oysa olgun sevgi, ‘Ben ne hissediyorum?’ sorusuna ‘O ne yaşıyor?’ sorusunu da ekler. Bu iki soruyu dengede tutmak gerekir; çünkü kendisini bütünüyle yok sayan kişi de sağlıklı sevemez. Sevgi, hem kendi onurunu hem başkasının onurunu koruyan ölçülü bir yakınlıktır.

Sevgiyle Yaşamanın Günlük Ahlakı

Sevgi büyük olayları beklemez. Kapıyı tutmakta, trafikte yol vermekte, çalışan kişiye teşekkür etmekte, konuşana söz hakkı tanımakta, ortak alanı temiz bırakmakta görünür. Evde suyu ve ekmeği israf etmemek, sokakta çöpü yere atmamak, yaşlıya yer vermek, bir çocuğun sorusunu sabırla cevaplamak sevginin gündelik terbiyesidir.

Her sabah kendimize şu soruyu sorabiliriz: Bugün hangi kalbi rahatlatacağım? Akşam olduğunda da ‘Kimi incittim, kimi sevindirdim?’ diye düşünebiliriz. Bu muhasebe, insanı kusursuz yapmaz; fakat daha dikkatli ve daha merhametli kılar. Sevgi bir defalık kahramanlık değil, küçük iyiliklerin kararlı devamlılığıdır.

Güzel bir söz söylemek için özel gün beklememek gerekir. Sevdiklerimize kıymetlerini hayattayken anlatmalı, teşekkürümüzü ertelememeli, küslüğü gurura kurban etmemeliyiz. Çünkü zaman geri dönmez. Kalpte tutulan sevgi, söylenmediğinde bazen geç kalmış bir pişmanlığa dönüşür. Sevgi bugün gösterilmeli, bugün emek verilmeli, bugün çoğaltılmalıdır.

Sonuç: Sevgi, İnsanlığın En Büyük Emanetidir

Sevgi, insanı insana, insanı tabiata ve bütün yaratılmışları Yaradan’a bağlayan görünmez bir rahmet zinciridir. Bu zincirin bir halkası kırıldığında yalnız bir ilişki değil, hayatın dengesi de zarar görür. Bir kalbi kırmak kolay, onarmak zordur; bir ağacı kesmek kısa, büyütmek yıllar sürer; bir canı korkutmak bir an, yeniden güven vermek uzun zaman alır. Bu yüzden insan olmak, gücümüz yettiği hâlde incitmemeyi seçmektir.

Bize düşen; sevgiyi yalnız sözlerimizde değil, seçimlerimizde yaşatmaktır. İnsana hürmet, eşe sadakat, çocuğa şefkat, yaşlıya vefa, dosta güven, yoksula destek, hayvana merhamet, ağaca ve toprağa koruyuculuk göstermektir. Karıncaya basmamak için yön değiştiren ayak, incinmiş bir gönül için susmayı bilen dil ve ihtiyaç sahibine uzanan el aynı ahlakın parçalarıdır.

Dünya daha çok konuşmaktan önce daha çok anlamaya, daha çok hüküm vermekten önce daha çok merhamet etmeye muhtaçtır. İnsanlar birbirlerini Yaradan’ın emaneti olarak görürse evler huzur, sokaklar güven, şehirler kardeşlik kazanır. Sevgi çoğaldıkça kin küçülür; merhamet büyüdükçe zulüm daralır; vefa güçlendikçe yalnızlık azalır.

Öyleyse sevgiyi uzak bir ideal gibi beklemeyelim. Bir selamla, bir özürle, bir dua ile, bir fidanla, bir kap suyla ve gönülden söylenmiş bir ‘Yanındayım’ sözüyle bugün başlayalım. Çünkü yaratılanı sevmenin en güzel karşılığı, onun hayatına huzur katmaktır. Ve insanın bu dünyada bırakabileceği en kıymetli iz; bir kalpte iyilik, bir canlıda güven, bir toprakta bereket ve gökyüzüne yükselen hayırlı bir duadır.


Osman Akdağ

Gazeteci • Yazar • Senarist • Yönetmen

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?